"Derin Devlet" Komplolarının Kronolojik Analizi
1990-2008 yılları arasında yaşanan suikastlarDerin Şifreler, Türkiye´nin 90´lı yıllarla birlikte içine girdiği ve bir türlü etkisinden kurtulamadığı fetret dönemine ilişkin suikast ve kitlesel olayların şifrelerini veriyor. ´Karanlık Güçlerin´ istikrarı bozmak adına düzenlediği provokatif eylemlerin tarihleri ve birbirleriyle olan bağlantılarına dikkat çeken Derin Şifreler, 1990-2008 yılları arasında yaşanan suikast ve kitlesel eylemlerin fotoğraf karelerini birleştirerek, hedefteki ´bütünü´ gözler önüne seriyor.
Türkiye´nin yakın tarihine damgasını olaylarDerin Şifreler´de Türkiye´nin yakın tarihine damgasını vurmuş, 28 Şubat Süreci, Susurluk Kazası, yerli istihbarat birimleri arasındaki örtülü mücadele, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Orgeneral Eşref Bitlis, Ahmet Cem Ersever suikastları, Ergenekon Operasyonu ve Danıştay Saldırısı ile Sivas, Başbağlar ve Gazi Olaylarının yanı sıra; Doğu Perinçek, Tarık Ümit ve ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım hakkında da yeni ve ilginç bilgilerin analizi yapılıyor. Bu kitapta Türkiye´de yaşanan ve birbirinden bağımsızmış gibi görünen suikast ve kitlesel eylemlerin, aslında birbirleriyle ne kadar bağlantılı olduğunu hayretle okuyacaksınız.
Uzun yıllardan beri ülkemizde bir ´Derin Devlet´ tartışmasıdır sürüp gidiyor. Ne var ki, şu ana kadar bu ´Derin Devlet´in adını hiç kimse ortaya koyamadı. Derin Devletin adına, kimileri Özel Harp Dairesi, kimileri Kontrgerilla, kimileri Ergenekon, kimileri JİTEM, kimileri de ´Gladio´ dedi. Ancak sahibi tarafından bu isimlerin hiç biri kabul edilmedi. Böyle bir örgütlenmenin var olduğu belgelenemedi. Çünkü her şeyden önce ´Derin Devlet´ kavramının soyut bir kelime olduğu da unutuluyordu.
Bu kitap ne derin devletin peşine düşmekte, ne de ´Derin devletin´ adını koymakta. Özellikle hiçbir kurum ve kuruluşu zan altında bırakmadan, ayrı ayrı zamanlarda meydana gelen olayların birbirleriyle bağlantılarını ortaya koyarak, okuyucunun belirli bir sonuca varmasını hedeflemektedir. Çünkü bir olayın kimler tarafından yapıldığı belgelerle ortaya konulamıyorsa, yapılacak tek şey, o olayın neden ve sonuçlarını araştırarak, kimler lehine geliştiğine bakmaktır.
‘Derin olayların’ kimler tarafından ve niçin yapıldığını anlayabilmek için sadece bir olaya takılıp kalmak, konuyu gereksiz detaylarla teferruatlandırmak, olayı içinden çıkılmaz bir hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Kitapta, Türkiye’nin bir dönemine damgasını vuran ‘karanlık’ olayları tek tek ele alarak, birbirleri arasındaki benzerlikleri, bağlantıları ve zamanlamalarındaki ilginçliği ortaya koyuluyor. Kitapta yer alan her bir konunun, yüzlerce sayfalık birer kitap olabileceğinden de şüphe yok. Ancak eğer bir ‘karanlıklar devrini’ ortaya çıkarmak, en azından bu konuda bir fikir vermek istiyorsanız, bütünün parçalarını toplamanız gerekiyor.
Eğer bütün bir resmin parçaları tek tek legoların üzerinde kalmışsa, yapılacak tek şey; ana resmi görebilmek için legoları birleştirmek olacaktır. 1990 yılında başlayan faili meçhul cinayetler zinciri, Susurluk tartışmaları ve 28 Şubat sürecinde yaşanan gelişmelerin şifreleri çözüldüğünde, ana resmin kendiliğinden ortaya çıkacağını göreceksiniz. Bu resmin adına siz ister ‘derin devlet’, ister ‘Ergenekon’ ister ‘Kontrgerilla’, isterseniz ‘Gladio’ deyin.
8 Temmuz 2008 Salı
7 Temmuz 2008 Pazartesi
Çok satan kitaplar
Geçtiğimiz Mayıs ayında Türkiye hangi kitapları okudu?
Geçtiğimiz ay Türkiye’ hangi kitapları okudu? sizin için Mayıs ayında kitapçılar, dağıtım firmaları ve internet’ten en çok satılan kitaplar listesini hazırladık.
Geride bıraktığımız Mayıs ayında Yaşar Nuri Öztürk’ün “Allah İle Aldatmak” kitabı en çok satanlar listesinde ilk sırayı aldı.
Polemiklerin efendisi Soner Yalçın, son kitabı “Siz Kimi Kandırıyorsunuz” ile geçen ay en çok okunan ikinci kitap oldu.
Edebiyat dünyamızın saygın isimlerinden Murathan Mungan 16 hikayeden oluşan yeni kitabı “Kadından Kentler” ile çok okunanlar listelerinde üçüncü sırada yer aldı.
1- Allah İle Aldatmak - Yaşar Nuri Öztürk - Yeni Boyut
Konusu: Allah ile aldatmak; dini; çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı. Onun dini-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.
2- Siz Kimi Kandırıyorsunuz! - Soner Yalçın - Doğan Kitap
Konusu: Ülkelerin geçmişi ile bugünü arasında benzerlikler şaşırtıcıdır. 30 Mayıs 1876 askeri darbesiyle tahttan indirilen Abdülaziz´in başına gelenler ile Cumhuriyet döneminde ağır Ekonomik kararlar alan Hükümetlerin başına gelenler benzerdi. Yakın tarihin gayrı resmi notlarında gerçeklerle yüzleşmeye hazırmısınız.
3- Kadından Kentler - Murathan Mungan - Metis Kitap
Konusu: Kadından Kentler, Murathan Mungan’ın 16 kentte geçen 16 hikâyeden oluşan yeni kitabı. İçinde İzmir, Adana, Trabzon, Bursa, Amasya, Ankara, Samsun, Sinop, Afyon/Denizli, Kırşehir, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Gümüşhane, Mersin, Istanbul gibi kentlerde geçen on altı öykü yer alıyor.
4- Empati - Adam Fawer - April
Konusu: Olasılıksız´ın yazarı Adam Fawer´ın yeni kitabı Sadece ´isteklerinizin´ tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın. Edebiyat, bilim ve felsefe ruhunuza akacak, okudukça bağlanacak, bağlandıkça okuyacaksınız...
5- Diriliş - Çanakkale 1915 – Turgut Özakman – Bilgi yayınevi
Konusu: Çanakkale’yi, Milli Mücadele’nin bir alternatifi gibi gösteriyorlar. 18 Mart çok uzun yıllardan beri kara ve deniz savaşlarının ortak Çanakkale günüydü. Son zamanlarda bu deniz zaferi günü gibi kutlanıyor, çünkü orada Atatürk yok. Çanakkale’de mucizeler yaratmaya, hurafeye gerek yok. Çanakkale’nin kendisi mucize. Onca yokluğa rağmen kendisi mucize.
6- Allah’sız Müslümanlık – Ömer Lütfü Mete – Profil Yayınları
Konusu: Müslümanlık, kişi için huzur ve mutluluk sağlayan bir tercih değil de, “Ürkütücü bir Tanrı’nın koyduğu külfetler bütünü” şeklinde yaşanırsa bu, gerçek bir dinin hedefleyebileceği durum olamaz.
7- –Şamil Tayyar - Timaş Yayınları
Konusu: Dağlıca Baskını’nda Türk Milleti’nin kafasını karıştıran soru işaretlerini gün gün takip eden ve askerlerden komutanlara kadar çatışmaya katılan kişilerle görüşen Gazeteci Şamil Tayyar, bu yazışmaları ve çatışmanın olduğu bölgeye ait özel belgeleri ilk kez açıklıyor.
8- Olasılıksız – Adam Fawer – April Yayıncılık
Konusu: Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘Olasılıksız’ tam size göre bir roman..
9- Limit Sizsiniz – Mümin Sekman - Alfa
Konusu: Kitabın temel mesajı şöyle özeleniyor: Önce kendi kanatlarına güven! Büyük başarı kalpten gelir, beyinde büyür, ellerden hayata akar!
Geçtiğimiz ay Türkiye’ hangi kitapları okudu? sizin için Mayıs ayında kitapçılar, dağıtım firmaları ve internet’ten en çok satılan kitaplar listesini hazırladık.
Geride bıraktığımız Mayıs ayında Yaşar Nuri Öztürk’ün “Allah İle Aldatmak” kitabı en çok satanlar listesinde ilk sırayı aldı.
Polemiklerin efendisi Soner Yalçın, son kitabı “Siz Kimi Kandırıyorsunuz” ile geçen ay en çok okunan ikinci kitap oldu.
Edebiyat dünyamızın saygın isimlerinden Murathan Mungan 16 hikayeden oluşan yeni kitabı “Kadından Kentler” ile çok okunanlar listelerinde üçüncü sırada yer aldı.
1- Allah İle Aldatmak - Yaşar Nuri Öztürk - Yeni Boyut
Konusu: Allah ile aldatmak; dini; çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı. Onun dini-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.
2- Siz Kimi Kandırıyorsunuz! - Soner Yalçın - Doğan Kitap
Konusu: Ülkelerin geçmişi ile bugünü arasında benzerlikler şaşırtıcıdır. 30 Mayıs 1876 askeri darbesiyle tahttan indirilen Abdülaziz´in başına gelenler ile Cumhuriyet döneminde ağır Ekonomik kararlar alan Hükümetlerin başına gelenler benzerdi. Yakın tarihin gayrı resmi notlarında gerçeklerle yüzleşmeye hazırmısınız.
3- Kadından Kentler - Murathan Mungan - Metis Kitap
Konusu: Kadından Kentler, Murathan Mungan’ın 16 kentte geçen 16 hikâyeden oluşan yeni kitabı. İçinde İzmir, Adana, Trabzon, Bursa, Amasya, Ankara, Samsun, Sinop, Afyon/Denizli, Kırşehir, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Gümüşhane, Mersin, Istanbul gibi kentlerde geçen on altı öykü yer alıyor.
4- Empati - Adam Fawer - April
Konusu: Olasılıksız´ın yazarı Adam Fawer´ın yeni kitabı Sadece ´isteklerinizin´ tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın. Edebiyat, bilim ve felsefe ruhunuza akacak, okudukça bağlanacak, bağlandıkça okuyacaksınız...
5- Diriliş - Çanakkale 1915 – Turgut Özakman – Bilgi yayınevi
Konusu: Çanakkale’yi, Milli Mücadele’nin bir alternatifi gibi gösteriyorlar. 18 Mart çok uzun yıllardan beri kara ve deniz savaşlarının ortak Çanakkale günüydü. Son zamanlarda bu deniz zaferi günü gibi kutlanıyor, çünkü orada Atatürk yok. Çanakkale’de mucizeler yaratmaya, hurafeye gerek yok. Çanakkale’nin kendisi mucize. Onca yokluğa rağmen kendisi mucize.
6- Allah’sız Müslümanlık – Ömer Lütfü Mete – Profil Yayınları
Konusu: Müslümanlık, kişi için huzur ve mutluluk sağlayan bir tercih değil de, “Ürkütücü bir Tanrı’nın koyduğu külfetler bütünü” şeklinde yaşanırsa bu, gerçek bir dinin hedefleyebileceği durum olamaz.
7- –Şamil Tayyar - Timaş Yayınları
Konusu: Dağlıca Baskını’nda Türk Milleti’nin kafasını karıştıran soru işaretlerini gün gün takip eden ve askerlerden komutanlara kadar çatışmaya katılan kişilerle görüşen Gazeteci Şamil Tayyar, bu yazışmaları ve çatışmanın olduğu bölgeye ait özel belgeleri ilk kez açıklıyor.
8- Olasılıksız – Adam Fawer – April Yayıncılık
Konusu: Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘Olasılıksız’ tam size göre bir roman..
9- Limit Sizsiniz – Mümin Sekman - Alfa
Konusu: Kitabın temel mesajı şöyle özeleniyor: Önce kendi kanatlarına güven! Büyük başarı kalpten gelir, beyinde büyür, ellerden hayata akar!
Şiddetin Karanlık Dünyası
"Türklük ve Kürtlük", meselesine insani ve entelektüel bir bakış.
Türkiye’de Kürt sorunu tartışılırken, genellikle gözden kaçan bir nokta var: Siyasi kavramlar, sosyolojik analizler ve teoriler eşliğinde tartıştığımız bu meselenin genellikle ‘insanî’ boyutunu göz ardı ediyoruz.
Mümtaz’er Türköne’nin bugünlerde yayımlanan Türklük ve Kürtlük adlı kitabı, bu bakımdan farklı bir gözle okunmayı, değerlendirilmeyi hak eden bir eser. Kitabın önsözünde Mümtaz’er hoca da gözden kaçan insanî dramları yüzümüze çarpan bir anekdot aktarıyor: “Zaman Gazetesine, Kürt sorunu hakkında yazdığım yazılardan biri üzerine, Muğla’da üniversite öğrencisi olan bir Kürt gencinden kısa bir mail gelmişti: Ben, anadile saygıdan ve farklı bir ana dil ile büyüyenlerin toplum içinde çektiği zorluklardan bahsediyor ve ancak empati duygusu ile bazı şeyleri kavrayabileceğimizden bahsediyordum. Genç ise adeta, ‘sizin söyledikleriniz de bir şey mi?’ der gibi, sırf ana dili Türkçe olmadığı için karşılaştığı bir felaketi anlatıyordu. Anlattığı şey gerçekten de, bir delikanlının başına gelebilecek benim ise aklımdan hiç geçmeyecek bir felaketten başka bir şey değildi. Kürt genci üniversitede okurken bir Türk kızına âşık oluyor. Sırf duygularını Türkçe olarak yeteri kadar ifade edemeyeceği korkusuyla aşkını itiraf edemiyor. Bana, ‘İçine düştüğüm bunalımı anlayabiliyor musunuz?’ diye soruyordu.”
Bütün sorunları ipotek altına alan sorun
Böylesine iç burkan bir dramdan ele alan kitap, sağlam mantık kurgusuyla Türkiye’nin bütün sorunlarını ipotek altına alan Kürt sorununa çözüm önerileri getiriyor. ‘Tek Bayrak Tek Devlet’ söyleminden ‘Kürt sorununa gelene kadar hangi yolların/engellerin aşılmaya çalışıldığını anlatıyor. 12 Eylül sonrası yaşananların anlatımı kitabın merkezini oluştursa da, bu sorunun miladına dair söylenmesi gerekenleri de unutmamış Türköne. Ankara ve Diyarbakır’ın şehir olarak siyasal portresini çizen yazar, ‘Kürt Realitesi’nden Kürt Sorunu’na gelinen noktada İstanbul’un çözüm modeli olabileceği tezini öne sürüyor. Dokuz bölümden oluşan kitabın her bölümünde Türköne’nin uzun yıllar kafa yorduğu bu sorun üzerine birikimini görmek mümkün. Türköne, güncelden yola çıkarak on yıllara yayılmış bu sorunu gereği gibi analiz edebilmek için ‘resmin bütünü’nü görmeyi başarıyor.
“Terör Sorunu’ndan Kürt Sorunu’na” başlıklı ilk bölümde Türköne, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne, vardığımız noktada, üniformalı ‘milli birlik ve bütünlük’ yorumundan vazgeçmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Türköne, bu bölümde, Kürt sorununu üç ayak üzerinde konuşmak ve tartışmak gerektiğini söylüyor ki bu öneri Türköne’nin meseleye bakışını da özetliyor: Birinci adım, herkesin soruna demokrasi ve hukuk içinde çözüm araması gerektiği ve Terörün koşulsuz olarak reddedilmesi. İkinci adım, Kültürel hakların evrensel standartlarda tanınması ve hatta pozitif ayrımcılığın tartışılması. Kürt siyaseti yapanların, Türkiye Cumhuriyeti devletinin toprak bütünlüğü ve egemenlik hakları ile bunların bayrak gibi sembolleri konusunda gösterecekleri hassasiyet ise üçüncü adımı oluşturuyor. Mümtaz’er Türköne, böylelikle, Kürt sorununda çözüme doğru atılacak büyük adımın temel etkenlerini de belirlemiş oluyor.
Kitapta ilgi çeken bölümlerden biri de “Şiddetin Karanlık Dünyası” adını taşıyor. Türköne, bir taraftan gelecek yasaklama ve baskının öteki taraftan gelecek şiddete dönüştüğünü, bu kısırdöngünün sorunun çözülmesi bir yana, meseleyi iyice içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini -haklı olarak- yeniden hatırlatıyor. Türklük ve Kürtlük kitabında değinilmemesi gereken bir başka nokta, Türköne’nin hepimizi hem Kürt milliyetçilerinin hem de Türk milliyetçilerinin tutumları üzerinde tekrar durmaya davet etmesi. Türköne’nin tespitleri -ve dolaylı olarak- çAğrısı yankı bulduğu sürece Kürt sorununun çözümünde aşama kaydedileceğine kuşku yok.
Türkiye’de akademisyenlerin köşe yazarlığına genellikle kuşkuyla bakılır. Oysa Mümtaz’er Türköne, Zaman’da yazmaya başladığı günden bu yana, akademik birikimin hantallaştırmadığı, aksine zenginleştirdiği bir üslupla yazdığı en çok merak edilen köşe yazarlarından biri haline geldi. Bu köşe yazarlığı serüveninin de katkıda bulunduğu Türklük ve Kürtlük, meseleyi hem insani hem entelektüel boyutlarıyla kuşatan, göz ardı edilmemesi gereken bir çalışma.
Yeni çıkan kitaplar
Piyasaya yeni çıkan kitaplar arasında özellikle üç tanesi dikkat çekici.
Nevzat Kösoğlu´nun ´´Şehit Enver Paşa´´, Nazır Şentürk´ün ´´İstanbul Valileri´´ ve Emin Işık´ın ´´Belh´in Güvercinleri´´nin de aralarında bulunduğu yeni kitaplar okurla buluştu. Nevzat Kösoğlu ´´Şehit Enver Paşa´´ adlı kitabında, Osmanlı´nın son döneminin kahramanlarından Enver Paşa´nın kişiliğine ve hayatına ışık tutuyor. İstanbul Valiliği´nde Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü görevini sürdüren Gazeteci-yazar Nazır Şentürk, ´´İstanbul Valileri´´ adlı araştırma kitabında, Roma-Bizans döneminde devlet yönetimi ve İstanbul, İslamiyetten önce ve sonra Türkler´de devlet yönetimi, Selçuklu dönemi ile Osmanlı´da devlet yönetimi ve valiler konularında geniş bilgi veriyor. Kitapta daha sonra, Cumhuriyet döneminden bugüne kadar İstanbul´da görev yapan 23 valinin yaşam öykülerini ve yaşayan 9 vali ile yapılan röportajları, günümüzde hayatta olmayan valilerin ulaşılan yakınlarıyla yapılan söyleşileri okurla paylaşılıyor.
Emin Işık da ´´Belh´in Güvercinleri´´ isimli kitabında, Mevlana Celaleddin Rumi´yi yaşadığı çağdaki siyasi ve toplumsal durumla birlikte ele alıyor. DİĞER KİTAPLARYeni çıkan kitaplar arasında, Metin Savaş´ın ´´Melengicin Gölgesinde´´ adlı romanı, Marguerite Duras´ın mektuplar, fragmanlar ve röportajlarından oluşan kitabı ´´Yeşil Gözler´´ ve Margit Schreiner´in ´´Hayal Kırıklıkları Kitabı´´ romanı ile Erik L´homme´un bilim kurgu romanı ´´Yıldızlar Kitabı: Gölgenin Yüzü´´ de bulunuyor. Yeni deneme, araştırma, inceleme ve tarih kitapları arasında ise Itır Erhart´ın ´´Ben Neyim?´´, ABD Eski Başkan Yardımcısı Al Gore´un ´´Tükenen Dünya´´, Mark MacKinnon´ın ´´Yeni Soğuk Savaş´´, Yalçın Küçük´ün ´´Epilepsi ile Orgazm´´, Erol Manisalı´nın ´´Bıçak Sırtındaki Türkiye´´ yer alıyor.
Cinayeti genlerimiz mi işletiyor?
Katil doğulur mu, olunur mu? İşte bunun cevabı "GENOM"da saklı...
Francis Crick, 28 Şubat 1953’te DNA’nın yapısını çözdüğünde şöyle demişti: “Hayatın sırrını keşfettik.” Ancak bu sırrın ne olduğunu anlamamız uzun bir süre daha alacak, yüzyılımızın en önemli bilim dallarından birisi genetik olacak.
SIRLAR ORTAYA DÖKÜLÜYOR
İnsan genomu, 23 çift kromozomdan oluşan bir pakettir. Matt Ridley bu paketi açıyor ve ortaya dökülen ama genetik dilinde yazılmış pek çok sırrı bizim anlayacağımız bir dile tercüme ediyor. İnsan genomunda “genetikçe” yazılmış bu “yazılar” aslında türümüzün biyolojik tarihinin kaydını, başka bir deyişle otoBiyografisini oluşturuyor. Kökenlerimiz, evrimimiz, doğamız ve zihnimiz hakkında çarpıcı bilgiler veren yazar Matt Ridley, yepyeni soruların ve yepyeni cevapların eşiğinde bir kuşak oluşumuza dikkat çekiyor.
İnsan genomu, 23 çift kromozomdan oluşan bir pakettir. Matt Ridley bu paketi açıyor ve ortaya dökülen ama genetik dilinde yazılmış pek çok sırrı bizim anlayacağımız bir dile tercüme ediyor. İnsan genomunda “genetikçe” yazılmış bu “yazılar” aslında türümüzün biyolojik tarihinin kaydını, başka bir deyişle otoBiyografisini oluşturuyor. Kökenlerimiz, evrimimiz, doğamız ve zihnimiz hakkında çarpıcı bilgiler veren yazar Matt Ridley, yepyeni soruların ve yepyeni cevapların eşiğinde bir kuşak oluşumuza dikkat çekiyor.
CİNAYETİ GENLERİMİZ Mİ İŞLETİYOR?
Genetik mirasımız kaderimiz mi? Yoksa genetik determinizm bir mitten mi ibaret? Bir katilin işlediği cinayetin sorumluluğu ailesindeki genlere yüklenebilir mi? Yoksa işimize gelmediğinde özgür irade sahibi olmaktan vazgeçmeye hemen hazır bir tür müyüz? Gen tedavisinden mucizeler beklememiz ne kadar gerçekçi? Genom’da merak ettiğiniz bu ve benzeri pek çok soruya yanıt bulacaksınız. Genom’u okudukça şempanzelerle genetik benzerliğimizin %98 olması en azından bazılarımızın onuruna daha az dokunacak gibi görünüyor.
Yazar: Matt Ridley Eser: Genom: Bir Türün Yirmi Üç Bölümlük OtoBiyografisi. Çevirmenler: Mehmet Doğan, Nıvart Taşçı I. Hamur, 394 sayfa. Boyut: 21x13,5 cm ISBN: 978-975-6193-77-8 Etiket Fiyatı: 25ytl
Genetik mirasımız kaderimiz mi? Yoksa genetik determinizm bir mitten mi ibaret? Bir katilin işlediği cinayetin sorumluluğu ailesindeki genlere yüklenebilir mi? Yoksa işimize gelmediğinde özgür irade sahibi olmaktan vazgeçmeye hemen hazır bir tür müyüz? Gen tedavisinden mucizeler beklememiz ne kadar gerçekçi? Genom’da merak ettiğiniz bu ve benzeri pek çok soruya yanıt bulacaksınız. Genom’u okudukça şempanzelerle genetik benzerliğimizin %98 olması en azından bazılarımızın onuruna daha az dokunacak gibi görünüyor.
Yazar: Matt Ridley Eser: Genom: Bir Türün Yirmi Üç Bölümlük OtoBiyografisi. Çevirmenler: Mehmet Doğan, Nıvart Taşçı I. Hamur, 394 sayfa. Boyut: 21x13,5 cm ISBN: 978-975-6193-77-8 Etiket Fiyatı: 25ytl
6 Temmuz 2008 Pazar
Edebiyat dünyası yasta
MTI ajansının haberinde, Magda Szabo'nun dram, deneme ve şiir dallarında birçok eser verdiği, romanlarının birçok dile çevrildiği belirtildi.
Szabo'nun, Macaristan'da birçok ödül aldığı, dört yıl önce de "Kapı" adlı romanıyla Fransa'nın yabancı roman dalında en saygın ödülü olan Femina ödülünü aldığı kaydedildi.
Batman eşcinsel, şirin kominist!
Çizgi romanların kahramanları için ilginç iddialar ortaya atıldı. İşte çizgi roman kahramanlarının bilinmeyen yönleri.
Çizgi kahramanların en ünlüleri arasında yer alan çelik adam Superman, sanılanın aksine 1938 yılında değil 1933’te yaratıldı. İlk Superman, 1933 yılında yaratılmış kel bir karakterdi ve uzaydan üstün güçleri ile gelip dünyayı istila edecek bir kötü adam olarak düşünülmüştü. Jery Siegel ve Joe Shuster’ın tasarladığı bu içerik ilgi görmedi. Daha sonra tasarımları sürekli değişen Superman, Haziran 1938’de DC Comics isimli dergide ilk kez halka sunuldu.
EN ÇOK ELEŞTİRİLEN ÇİZGİ KAHRAMAN: BATMAN...
İlk çıkışı 27 Mayıs 1939 tarihinde olan yarasa adam, çizer Bob Kane ve yazar Bill Finger tarafından yaratıldı. Ancak çizgi romanlarda yaratıcısı olarak sadece Bob Kane’in adı geçti. Batman’in gizli kimliği milyarder sanayici, çapkın ve hayırsever olan Bruce Wayne idi. Çocukken ailesinin öldürülmesine şahit olan Wayne, pek çok çeşiti alanda kendini eğittikten sonra yarasa temalı kostüm ve ekipmanları ile suça karşı savaşa başladı.
İlk zamanlarda suçluların öldürülmesi ve zarar görmelerine merhamet göstermeyen, ateşli silahlar kullanan yarasa adam, şiddet ağırlıklı Pulp hikayelerinden ilham alındığı için sert mizaca sahipti. Batman, ortağı Robin’in gelmesiyle farklılaştı ve düşmanlarını öldürmeden gerekli dersi vermeye
başladı.
İlk çıkışı 27 Mayıs 1939 tarihinde olan yarasa adam, çizer Bob Kane ve yazar Bill Finger tarafından yaratıldı. Ancak çizgi romanlarda yaratıcısı olarak sadece Bob Kane’in adı geçti. Batman’in gizli kimliği milyarder sanayici, çapkın ve hayırsever olan Bruce Wayne idi. Çocukken ailesinin öldürülmesine şahit olan Wayne, pek çok çeşiti alanda kendini eğittikten sonra yarasa temalı kostüm ve ekipmanları ile suça karşı savaşa başladı.
İlk zamanlarda suçluların öldürülmesi ve zarar görmelerine merhamet göstermeyen, ateşli silahlar kullanan yarasa adam, şiddet ağırlıklı Pulp hikayelerinden ilham alındığı için sert mizaca sahipti. Batman, ortağı Robin’in gelmesiyle farklılaştı ve düşmanlarını öldürmeden gerekli dersi vermeye
başladı.
Çizgi kahramanlarla ilgili iddialardan Batman de nasibini aldı. Psikolog Fredric Wertham’ın 1954 tarihli Seduction of the Innocent isimli kitabında okuyucunun çizgi romanlardaki suçlardan etkilenerek taklit etmeye çalıştığı ve bu tür kitapların gençlerin ahlakını bozduğu savları yer aldı.
Kitapta yer alan bir iddia ortalığı iyice karıştırdı. Batman ile ortağı Robin’in eşcinsel olduklarına ilişkin iddiada, Görkemli bir ev, vazolarda güzel çiçekler ve bir uşak yazan Wertham, bunun beraber yaşamak isteyen 2 eşcinselin rüyası olduğunu savundu. Sonraki yıllarda Batman’in Robin ile arasında böyle bir ilişki bulunmadığı yönünde açıklamalar getirildi. Bazı sanatçıların yayıncının karşıt durumuna rağmen Batman ile Robin’in eşcinsel olduğunu düşünen yazılar yazdı, hatta iddialar filmde yarasa adamı canlandıran aktör George Clooney’e dahi soru olarak yöneltildi.
NAZİ AJANI TENTEN
Belçikalı çizer Herge tarafından 1929 yılında yaratılan Tenten de 20. yüzyıl Avrupa çizgi romanlarının en ünlü kahramanlarındandı.
Serinin kahramanı, genç Gazeteci ve gezgin Tenten’di. Ona maceralarında köpeği Milu ve arkadaşı Kaptan Haddock da eşlik ediyordu. Tarafsız görüşlere sahip Gazeteci Tenten de diğer çizgi kahramanlar gibi değişik iddiaların merkezi oldu. Ölümünden kısa süre önce, eski Belçikalı Nazi iş birlikçisi Leon Degrelle Tenten’in aslında kendisinden ilham alınarak yaratıldığını savunarak tartışma yarattı. Degrelle gerçekten de Herge’i Gazeteci olduğu dönemde tanıyordu. Ancak Tenten’in ilk hallerine kısmen de olsa Herge’in en küçük kardeşi ilham vermişti.
Tenten’in Maceralarının ilk hikayeleri, ayrıca özellikle Avrupalı olmayanların karikatürize betimlemeleri gibi nedenlerden dolayı ırkçı ve sömürgeci eğilim taşıdığı yönünde de eleştirildi.
NAZİ AJANI TENTEN
Belçikalı çizer Herge tarafından 1929 yılında yaratılan Tenten de 20. yüzyıl Avrupa çizgi romanlarının en ünlü kahramanlarındandı.
Serinin kahramanı, genç Gazeteci ve gezgin Tenten’di. Ona maceralarında köpeği Milu ve arkadaşı Kaptan Haddock da eşlik ediyordu. Tarafsız görüşlere sahip Gazeteci Tenten de diğer çizgi kahramanlar gibi değişik iddiaların merkezi oldu. Ölümünden kısa süre önce, eski Belçikalı Nazi iş birlikçisi Leon Degrelle Tenten’in aslında kendisinden ilham alınarak yaratıldığını savunarak tartışma yarattı. Degrelle gerçekten de Herge’i Gazeteci olduğu dönemde tanıyordu. Ancak Tenten’in ilk hallerine kısmen de olsa Herge’in en küçük kardeşi ilham vermişti.
Tenten’in Maceralarının ilk hikayeleri, ayrıca özellikle Avrupalı olmayanların karikatürize betimlemeleri gibi nedenlerden dolayı ırkçı ve sömürgeci eğilim taşıdığı yönünde de eleştirildi.
ŞİRİNLER’E ELEŞTİRİ
1981’den itibaren televizyon ekranlarında gösterilen Şirinler büyük ilgi gördü. Yıllarca Türkiye’de de gösterilen ve beğeni ile izlenen çizgi film, başta ABD olmak üzere birçok ülkede, yüksek izlenme
oranlarına rağmen gösterimden kaldırıldı.
Şirinler hakkındaki bir iddia uzun zaman tartışma yarattı. Bu iddiaya göre Şirinler’in İngilizce adı olan smurf, kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar kelimelerinin baş harflerinden türetilmişti. Şirin babanın kırmızı şapkası, köyde mabet olmayışı, komünal bir yaşam sürmeleri, her şeyin el birliğiyle yapılışı ve hiç para kullanmayışları iddiaları tetikledi. Kötü karakter Gargamel’in paraya karşı hırsının da komünal toplumun düşmanı olan kapitalizmi sembolize ettiği iddia edildi. Gargamel’in papaz cüppesi giyerek dini simgelediği, Şirinler’i sürekli yemek istediği için Amerika’ya benzetildiği savları da ortaya atılırken, İngilizce ismi Azrail olan, Gargamel’in kedisi Azman’ın Amerika’nın peşinden koşanların sembolü olduğu düşünüldü.
Belçikalı karikatürist Morris tarafından çizilen ve çizgi filmiyle de sevilen Red Kit-Lucky Luke de sevimli ve bilmiş beyaz atı Düldül ve saf, sürekli başını belaya sokan köpeği Rin Tin Tin ile beraber suçluların ve adaletsizliğin amansız düşmanıydı. Suçluları temsil eden Dalton kardeşlerin renk kattığı Red Kit’in maceralarında da temizlikçi, bekçi, ütücü, çöpçü gibi ikinci karakterlerin başka ırklardan olması eleştirildi.
1981’den itibaren televizyon ekranlarında gösterilen Şirinler büyük ilgi gördü. Yıllarca Türkiye’de de gösterilen ve beğeni ile izlenen çizgi film, başta ABD olmak üzere birçok ülkede, yüksek izlenme
oranlarına rağmen gösterimden kaldırıldı.
Şirinler hakkındaki bir iddia uzun zaman tartışma yarattı. Bu iddiaya göre Şirinler’in İngilizce adı olan smurf, kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar kelimelerinin baş harflerinden türetilmişti. Şirin babanın kırmızı şapkası, köyde mabet olmayışı, komünal bir yaşam sürmeleri, her şeyin el birliğiyle yapılışı ve hiç para kullanmayışları iddiaları tetikledi. Kötü karakter Gargamel’in paraya karşı hırsının da komünal toplumun düşmanı olan kapitalizmi sembolize ettiği iddia edildi. Gargamel’in papaz cüppesi giyerek dini simgelediği, Şirinler’i sürekli yemek istediği için Amerika’ya benzetildiği savları da ortaya atılırken, İngilizce ismi Azrail olan, Gargamel’in kedisi Azman’ın Amerika’nın peşinden koşanların sembolü olduğu düşünüldü.
Belçikalı karikatürist Morris tarafından çizilen ve çizgi filmiyle de sevilen Red Kit-Lucky Luke de sevimli ve bilmiş beyaz atı Düldül ve saf, sürekli başını belaya sokan köpeği Rin Tin Tin ile beraber suçluların ve adaletsizliğin amansız düşmanıydı. Suçluları temsil eden Dalton kardeşlerin renk kattığı Red Kit’in maceralarında da temizlikçi, bekçi, ütücü, çöpçü gibi ikinci karakterlerin başka ırklardan olması eleştirildi.
Kazım Koyuncu anıldı
Kazım Koyuncu, ölümünün 3. yılında Artvin´in Hopa ilçesindeki mezarı başında anıldı.
Kanserden ölen Karadenizli sanatçı Kazım Koyuncu, ölümünün 3. yılında Artvin´in Hopa ilçesindeki mezarı başında anıldı. Kazım Koyuncu´nun, Hopa ilçesinin Yeşilköy köyündeki mezarı başında düzenlenen törene babası Cavit, annesi Hüsniye, kardeşleri Hüseyin, Niyazi, Oğuz ve Canan Koyuncu ile arkadaşları ve çeşitli illerden gelen sevenleri katıldı. Ailesinin isteği üzerine herhangi bir sivil toplum örgütü veya siyasi parti tarafından üstlenilmeyen törende, Koyuncu´nun mezarı karanfillerle süslenerek türküleri söylendi, Koyuncu´yla ilgili anılar anlatıldı. Ağabey Hüseyin Koyuncu, önceki yıl olduğu gibi bu yıl da Kazım Koyuncu´yu sonsuza uğurlanış yıl dönümünde sade bir törenle anmak istediklerini söyledi.
Kanserden ölen Karadenizli sanatçı Kazım Koyuncu, ölümünün 3. yılında Artvin´in Hopa ilçesindeki mezarı başında anıldı. Kazım Koyuncu´nun, Hopa ilçesinin Yeşilköy köyündeki mezarı başında düzenlenen törene babası Cavit, annesi Hüsniye, kardeşleri Hüseyin, Niyazi, Oğuz ve Canan Koyuncu ile arkadaşları ve çeşitli illerden gelen sevenleri katıldı. Ailesinin isteği üzerine herhangi bir sivil toplum örgütü veya siyasi parti tarafından üstlenilmeyen törende, Koyuncu´nun mezarı karanfillerle süslenerek türküleri söylendi, Koyuncu´yla ilgili anılar anlatıldı. Ağabey Hüseyin Koyuncu, önceki yıl olduğu gibi bu yıl da Kazım Koyuncu´yu sonsuza uğurlanış yıl dönümünde sade bir törenle anmak istediklerini söyledi.
Hüseyin Koyuncu, “Kazım, bütün Karadenizliliği ile dik ve devrimci bir duruş sergileyen evrensel bir insandı. Gösterişten uzak durdu. Onun anılması da ona yakışır olmalıydı. Anılmasında logo ve etiketlerin, dernek ve kurumların, siyasi kuruluş ve örgütlerin ön plana çıkmasından çok yüreklerin bir araya gelmesi önemliydi” dedi. Kazım Koyuncu´nun Karadeniz Sahil Yolu´ndaki çevre katliamları başta olmak üzere Çernobil´in etkilerine dikkat çekmek istediğini ifade eden Koyuncu, “Her alanda ve platformda bu toplumsal sorunları dile getirmeye çalıştı.
Sonuçta bu mücadeleyle anlatmaya çalıştığı sonuçlardan biri olan kansere yenik düştü. Kazım´ı anmak, onun bu mücadelesini daha ilerilere, sonuç alınacak noktalara taşımakla anlam kazanacaktır” diye konuştu.
Fazıl´ın konserinde talihsizlik
Çek Cumhuriyeti´ndeki festivalde, ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say´ın konserinde sahneyi koruyan platform çöktü.
Çek Cumhuriyeti´nin Litomysl kentinde, kentle aynı adı taşıyan geleneksel festivalde ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say´ın konserinde sahneyi koruyan platform çöktü. Fazıl Say, konserini tamamlayıp sahneden indikten 5 dakika sonra, aniden başlayan şiddetli yağmur ve fırtına nedeniyle sahnenin üstündeki koruyucu platformun çöktüğü bildirildi.
Kuliste Çek sanatseverlerin tebriklerini kabul ettiği sırada platformun çöktüğünü duyan Fazıl Say orkestra üyelerinin kendisiyle birlikte sahneyi terk etmiş olmasına ve dolayısıyla kimsenin zarar görmemiş olmasına sevindiğini söyledi. Litomysl Şatosu´nun bahçesinde festival dolayısıyla kurulan geçici konser mekanının üzerine sadece sahneyi yağmur ve güneşten korumak için koruyucu platform hazırlanmıştı.
Altın Koza´da gerginlik
15´inci Altın Koza Film Festivali´nde neler yaşandı? Mahsun Kırmızıgül salonu neden terk etti?
Adana´da düzenlenen 15´inci Altın Koza Film Festivali´nde dün gece düzenlenen törenle ödüller sahiplerini buldu. 12 filmin yarıştığı, 17 dalda ödül verilen yarışmada daha önce yaptığı açıklamalarda birçok dalda ödül beklediğini açıklayan `Beyaz Melek´in yönetmeni Mahsun Kırmızıgül, hayal kırıklığı yaşadı. Son anons olan En İyi Film açıklanınca, seremoni tamamlanmadan salondan çıkan Kırmızıgül, sanatçılar için verilen kokteyle de katılmadı. Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu´ndaki ödül törenine A Milli Futbol Takımı´nın Euro 2008 ilk maçı olan Portekiz karşılaşması damgasını vurdu. Sunucular Ayşenur Yazıcı ve Emre Karayel, davetlilerin saat 21.45´te başlayacak maçı izleme telaşını da yaşadığını bildirip, töreni uzatmama çabasına girdi. Gecede `Sonbahar´ filmi En İyi Film Ödülü ile birlikte 3, `Made in Europe´ 3, `Ara´ 3, `Ulak´ 2, `Nokta´ 2, `Gölge´ 2, `Gitmek´ ve `Saklı Yüzler´ filmleri de birer ödül aldı. EN İYİ FİLM `SONBAHAR´ Törende önce Öğrenci Filmleri Yarışması´nın ödülleri dağıtıldı.
`Sonbahar´ın yönetmeni Özkan Alper, Büyük Jüri En İyi Film ödülünü Adana Valisi İlhan Atış´ın elinden aldı. Gecede `Sonbahar´, Büyük Jüri En İyi Film Ödülü (Özkan Alper), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü (Megi Kobaladze), Yaratıcı İşbirliği Jüri Özel Ödülü, `Made in Europe´, Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü (İnan Temelkuran), En İyi Yönetmen Ödülü (İnan Temelkuran), En İyi Erkek Oyuncu Ödülü (Filmin 18 erkek oyuncusu), `Ulak´, Halk Jürisi En İyi Film Ödülü, Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülü (Kaya Akkaya), `Nokta´, En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü (Ercan Yılmaz), En İyi Müzik Ödülü (Mazlum Çimen), `Gölge´, En İyi Sanat Yönetmeni (Selda Çiçek), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü (Serkan Ercan), `Ara´, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü (Selen Uçar), En İyi Senaryo Ödülü (Ümit Ünal), En İyi Kurgu Ödülü (Çiçek Kahraman), `Gitmek´ En İyi Kadın Oyuncu Ödülü (Ayça Damgacı) ve `Saklı Yüzler´ Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü´nü (Şenay Aydın) almaya hak kazandı. 12 filmin yarıştığı festivalde `Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikayesi´ (Mehmet Yılmaz), `Mülteci´ (Reis Çelik), `Tatil Kitabı´ (Seyfi Teoman), Beyaz Melek (Mahsun Kırmızıgül) hiç ödül alamadı. Sonuçlar açıklanmadan önce `Beyaz Melek´ filmiyle çok iddialı olduğunu ve çok sayıda ödül beklediğini söyleyen Mahsun Kırmızıgül, son anons olan En İyi Film açıklanınca, seremoni tamamlanmadan salondan çıktı. Salondan çıkarken Gazetecilerin sorularını yanıtlamayan, Kırmızıgül HiltonSA´da sanatçılar için verilen kokteyle de katılmadı. Altın Koza Büyük Jüri Başkanı Derya Alabora, Kırmızıgül´ün salonu terk edeceğini düşünmediğini, işi olduğu için hemen çıkmış olabileceğini söyledi. ÖDÜL ZENGİNİ FESTİVAL 17 dalda ödül verilen festivalde 38 heykelcik sanat emektarlarının oldu.
Festival yönetimi `Made İn Europe´ filminin 18 erkek oyuncusuna `En İyi Erkek Ödülü´nü verirken, Yaratıcı İşbirliği Jüri Özel Ödülü de Sonbahar filmindeki ekip çalışması, filme ruhlarını yansıtarak yaratıcı ve başarılı bir çalışma ortaya çıkarmaları nedeniyle filmin yönetmeni Özcan Alper, görüntü yönetmeni Feza Çaldıran ve Sanat Yönetmeni Canan Çayır´a olmak üzere 3 kişiye verdi. En iyi erkek oyuncu ödülü alan 18 oyuncunun adları ise şöyle: `Teoman Kumbaracıbaşı, Murat Öncül, Ali Çelik, Murat Makçı, Murat Kılıç, Ruhi Sarı, Mustafa Kırantepe, Hasan Şahintürk, Barış Yıldız, Emin Gürsoy, İnan Temelkuran, Güven İnce, Kadir Çermik, Ali Rıza Kubilay, Öner Erkan, A. Mümtaz Taylan, İnan Ulaş Torun ve Aykut Kayacık.´ Yarışmada, Büyük Jüri En İyi Film Ödülü´ne 250 bin YTL, Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü´ne 75 bin YTL, Halk Jürisi En İyi Film Ödülü´ne 50 bin YTL ve En İyi Yönetmen Ödülü´ne 50 bin YTL para ödülü verildi. `KEŞKE ARAMIZDA OLSAYDI DA ÖDÜLÜ DE OLMASAYDI´ Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü´nü `Made in Europe´ filminin yönetmeni İnan Temelkuran´a veren Büyükşehir Belediye Başkanı AKP´li Aytaç Durak, Adana´nın Türk Sinemasına, Türk Sinemasının da Adana´ya çok şey verdiğini biliyoruz. Bundan sonra da sizler sayesinde karşılıklı olarak birbirimize bir şeyler vermeye devam edeceğiz dedi. Durak´tan ödülü alan Temelkuran da Keşke aramızda olsaydı da, böyle bir ödül de olmasaydı aslında. Bir başka ödülü onun elinden alsaydım. Ben onun filmlerini izlediğimde tir tir titrediğim yerler olur. Benim için Yılmaz Güney´in önemi itaatsizliğin iyi bir erdem olmasını anlatmasıdır diye konuştu. ÇOCUK HAKLARI GÜNDEMDEYDİ 8 Haziran´a kadar etkinliklerin devam ettiği Altın Koza Film Festivali´nde geçen yıl olduğu gibi `Geleceğimizi tüketiyoruz, çocuklarımızı koruyalım´ sloganıyla çocuk hakları gündeme getirildi. Eğitimin ön planda tutulduğu Altın Koza´da çoğu dezavantajlı bölgelerden olmak üzere 60 bin çocuk `Okullar Sinemada, Sinema Okullarda´ bölümünde film izleme fırsatı buldu. Festival kapsamında görme ve işitme engellilere özel film gösterimleri de sunuldu.
Bazı okullara sinevizyon kurulurken, çoğu öğrenci de belediye otobüsleriyle Sinemaya taşındı. Festivalde 195 film dönüşümlü olarak 271 kez gösterildi. Kişi başına 1 YTL ücret alınan festivalde bilet gelirlerinin Mehmetçik Vakfı´na verileceği açıklandı. Festival kapsamında açılan `Yılmaz Güney Memleketinde´, `Türk Sineması´ndan Portreler´, `Sinemadan Yüzler´ ve `Adana Olgunlaşma Enstitüsü´ sergileri sanatseverler yoğun ilgi gösterdi. Uluslararası ilk ödüller FESTİVALDE bu yıl ilk kez düzenlenen Akdeniz Ülkeleri Uluslararası Kısa Film Yarışması´na katılan ve kazanan filmlerin sahipleri de etkinlikte ödüllerini aldı. 17 ülkeden 150 filmin başvurduğu ve 37´sinin ön elemeyi geçerek yarışmaya hak kazandığı bölümde ödül alanlar şöyle: Kurmaca dalında `En İyi Film Ödülü´nü Bosna Hersekli Sejla Kemaric ve Timur Makarevic´in yönettiği `Ne Biliyorum (What Do I Know)´ alırken, aynı dalda Jüri Özel Ödülü´nü yarışmaya Fransa´dan katılan ve yönetmenliğini Nolwenn Lemesle´nin yaptığı `Sid´ filmi aldı. Mansiyon ödüllerini Yunanistan´dan Maria Magkanari´nin yönettiği `Ölürken Ağlamak (Crying While Being Killed)´ ve Fas´tan Mohammed Nadif´in yönettiği `Genç Bayan ve Öğretmen (The Young Lady And The Teacher)´ filmleri kazandı. Belgesel dalında `En İyi Film Ödülü´nü yarışmaya İspanya´dan katılan ve yönetmenliğini Diogo Costa Amarante´nin yaptığı `Jumate´, Jüri Özel Ödülü´nü yönetmenliğini yine aynı ülkeden David Munoz´un yaptığı `Ruanda´nın Çiçekleri (Flowers Of Rwanda) filmleri aldı. Canlandırma dalında `En İyi Film Ödülü´, yönetmenliğini Zepe Jose Pedro Cavalheiro´nun yaptığı Portekiz yapımı `Candide´ adlı filme verildi. Aynı dalda Jüri Özel Ödülü ise yine Portekiz´den yönetmenliğini Andre Carillo´nun yaptığı `Lizbon´da Akşam Yemeği (Diner In Lizbon)´ filmine verildi.
Deneysel dalda Türkiye´den Efe Öztezdoğan´ın yönettiği `Altyazı (Subtitles)´ adlı filmi `En İyi Film´ ödülüne, Fransa´dan Camile Gale ile Monolo Bez´in yönettiği `Marsilya´ da Jüri Özel Ödülü´ne layık görüldü. Kategorilerinde en iyi filmler 4´er bin dolar, jüri özel ödülü alan filmler ise biner dolar para ödülü kazandı. Ödülünü, `bayramını kutlayamayan işçiler´ için kaldırdı ÖĞRENCİ Filmleri Yarışması´nı kazanan genç Sinemacılara da Altın Koza ödülleri verildi. Anadolu Üniversitesi´nden İhsan Öztürk ödülünü aldığında, emeğe geçenlere teşekkür edip, ödülünü havaya kaldırarak, Bu ödülü bayramını kutlayamayan işçilere armağan ediyorum dedi.
Yarışmada, belgesel dalında ödülü Mimar Sinan Üniversitesi´nden Emel Balcı´nın yönettiği `Gönül Kadınları´ ile Anadolu Üniversitesi´nden Ersen Çıra ve İhsan Öztürk´ün yönettiği `Argu´ alırken, kurmaca dalında Galatasaray Üniversitesi´nden Can Kılcıoğlu´nun `Yoldaki Kedi´ adlı filmi birincilik, Marmara Üniversitesi´nden Cem Öztüfekçi´nin `Ayaklar Altında´ adlı filmi de Jüri Özel ödülüne layık görüldü. Canlandırma Kategorisi´nde ise Anadolu Üniversitesi´nden Denizcan Yüzgül´ün yönettiği `Aquarium´ adlı film seçildi, Jüri Özel Ödülü´nü aynı üniversiteden Mert Kızılay´ın `Yar´ adlı film aldı.
Etiketler:
Altın Koza,
Glatasaray,
Mahsun Kırmızıgül,
Mimar Sinan,
sinema
Miniatürk´te İstanbul´da aşk
Miniaturk “Tarih ve Sanat Buluşmaları” etkinliği kapsamında dalının uzmanı olan kişilerce masaya yatırılıyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından düzenlenen, Kültür A.Ş tarafından organizasyonu yapılan Miniaturk “Tarih ve Sanat Buluşmaları” etkinliği kapsamında her hafta, sanat ve tarihin farklı bir konusu, dalının uzmanı olan kişilerce masaya yatırılıyor. Miniaturk Bahar Çadırı bu hafta, edebiyat ve felsefe dünyamızın iki önemli ismine ev sahipliği yapacak. Divan Edebiyatı alanında yaptığı çalışmalarla tanıdığımız,”aşk”ı en güzel tarif eden yazarlardan birisi Prof. Dr. İskender Pala ile Dilbilim ve Felsefe alanında çalışmalar yapan köşe yazarı Dücane Cündioğlu. 21 Haziran Cumartesi günü Saat:15.00’da başlayacak olan programda, Prof. Dr. İskender Pala, “İstanbul’da Aşk” konusunu işleyecek. Dücane Cündioğlu ise, “modernleşme sürecinde kimlik arayışı” sorununu tartışacak.
Konuşmanın ana teması: kimliğini arayan bir ülkede “aydın trajedisi”…hem ülkesinin, hem de kendi kimliğini arayan aydının trajedisi…yani “biz” ile “ben” arasında yalpalayan aydının trajedisi. Program akışı : 15:00-16:00 Prof. Dr. İskender Pala tebliğ 16:00-16:30 Çay ve kurabiye ikramı 16:30-17:30 Dücane Cündioğlu tebliğ PROF. DR. İSKENDER PALA Profesör Doktor İskender Pala (8 Haziran 1958 Uşak), edebiyatçı ve edebiyat araştırmacısıdır. Divan Edebiyatı üzerine yaptığı çalışmalar ile tanındı. İstanbul´da ikamet eden yazar 3 çocuk babasıdır. İlkokul´ u Uşak´ta ki Cumhuriyet İlköğretim okulu´nda bitirdi. Lise´yi Kütahya´ da ki Kütahya Lisesi´nde bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü´nde okumaya hak kazandı. Aynı okulda yaptığı Lisans Tez çalışması ;Câmiu´n-Nezâir´dir. Doktora çalışmasını ise yine İstanbul Üniversitesi´nde yaptı; Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı. Divan edebiyatı dalında 1983 yılında Doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi´nde Doçent, 1998 yılında da Kültür Üniversitesi´nde Profesör oldu. Okuma hayatına Peyami Safa´nın eserleri ile başladığını belirten yazar, ilk okuduğu kitapların 9. Hariciye Koğuşu ve Yalnızız olduğunu söylüyor. Ömer Seyfeddin, Refik Hâlid, Reşat Ekrem okunduktan sonra, Osmanlı Tarihi ve Edebiyatla tanışması Erzurum ve İstanbul´da ki üniversite yıllarına denk gelmiş.
Bir ara Hilmi Yavuz ile TRT´ de Şairane adlı programı sunan yazar; şu anda TRT 2 de Perşembe günleri 22.10 Divançe adlı programı hazırlıyor. Düzenli olarak Altunizade ve Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezlerinde Divan Şiiri Saati adı ile etkinlikleri olup sık sık okur günleri de düzenlemektedir. 1979-1982 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Seminer Kütüphane.Memuru 1982-1984 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı´nda teğmen 1984-1986 Üsteğmen 1986-1987 Boğaziçi Üniversitesinde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi 1987-1994 Yüzbaşı, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri 1994-1996 Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi 1996-1997 Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fak. Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği 1997 Öğretim yılı İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi Ödülleri 1989 Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü 1989 (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü) AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, 1990 (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü) Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, 1996 (Şairlerin Dilinden) Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü, 2001 YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü, 2001 2003 Türk - Eğitim-Sen, Türkiye Yazarlar Birliği, Polis Akademisi ve Emniyet Teşkilatı Yılın Romanı Ödülü ( Babil´de Ölüm İstanbul´da Aşk ) DÜCANE CÜNDİOĞLU Dücane Cündüoğlu (d. 21 Ocak 1962) İstanbul´un Üsküdar ilçesinde doğdu. 2 Nisan 1980´de başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve Gazetelerde makaleler yayımlamak sûretiyle devam etti. 1981´de Kur´an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim´in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998´ten itibaren Yeni Şafak Gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta olan Cündioğlu, geleneksel ilimlere hayâtiyet kazandırmak gâyesiyle Klâsik Mantık, Psikoloji, Kelâm ve Felsefe metinlerinin neşri hazırlıklarıyla meşgûl olmaktadır. Eserleri 1993´te Elmalılı Hamdi Yazır´ın Hak Dini Kur´an Dili: Kur´ân-ı Kerîm ve Meâlini hazırlayıp notlandıran yazarın 1995´ten itibaren yayımlanmış başlıca eserleri şunlardır: Başörtü Risalesi (1995); Kur´anı Anlamanın Anlamı (1995); Sözün Özü: Kelâm-ı İlâhî´nin Tabiatına Dâir (1996); Sözlü Kültürden Yazılı Kültüre: Anlamın Tarihi (1997); Türkçe Kur´an ve Cumhuriyet İdeoloji (1998); Kur´an, Dil ve Siyaset Üzerine Söyleyişiler (1998); Kur´an ve Dile Dâir (2005); Tarih ve Siyasete Dâir (2005); Kur´an Çevirilerinin Dünyası (1999); Bir Siyasî Proje Olarak Türkçe İbadet (1999); Hakikat ve Hurafe (1999); Bir Kur´an Şâiri: Mehmed Âkif ve Kur´an Meâli (2000); Cenâb-ı Aşka Dâir (2004), PhiloSopiaLoren (2004); Arasokakların Tarihi: Hatıralar ve Hatıratlar (2004); Keşf-i Kadim: İmam Gazâlî´ye Dâir (2004); Felsefe´nin Türkçesi: Cumhuriyet-Felsefe-Eleştiri (2004); Düşünce Düşlenir (2005); Âkif´e Dâir (2005); Mehmed Âkif´in Kur´an Tercümeleri (2005); Meşrûtiyet´ten Cumhuriyet´e Din ve Siyaset (2005); Bir Mabed Bekçisi (2006); Bir Mabed Bekçisi (2006); Bir Mabed Savaşçısı (2007); Daireye Dair (2007); Göz İzi (2007) Eserleri Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi, Akademik Divan Şiiri Araştırmaları, Divan Edebiyatı, Atasözleri Sözlüğü, Müstesna Güzeller, Şairlerin Dilinden, Aşina Güzeller Ah Mine´l-Aşk Efsane Güzeller Kudemanın Kırk Atlısı Kırklar Meclisi Şiirler Şairler Meclisler Şi´r-i Kadim …Ve Gazel Yeniden Perişan Gazeller Peri-şan Güzeller İki Dirhem Bir Çekirdek Ayine Gözgü Tavan Arası Kahve Molası Güldeste Gül Şiirleri Hayriyye Hilye-i Saadet Babil´de Ölüm İstanbul´da Aşk Kadılar Kitabı Kırk Güzeller Çeşmesi Kitab-ı Aşk Kırk Ambar
Etiketler:
istanbul,
kültür sanat,
miniatürk,
sanat
24 Haziran 2008 Salı
İlk Sinema Sergimiz
Türk Sinemasının 93. yılı münasebetiyle “Türkiye’de yayınlanan ilk Sinema yayınları” konulu özel
bir sergi düzenleniyor.
Sergi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Kültür Müdürlüğü tarafından düzenlenecek, Kültür A.Ş tarafından da organize edilecek. Sinema tarihçisi Ali Özuyar da
sergiye katkıda bulunan isimler arasında.
Açılışı 17 Kasım Cumartesi günü saat 13.30’da Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde yapılacak
olan bu özel sergi, 30 Kasım’a kadar görülebilir.
Sergide, Türkiye’de Osmanlı döneminde başlayan ve Cumhuriyet döneminde nitelik, içerik ve estetik açıdan büyük bir gelişme gösteren ilk Sinema yayınlarından tespit edilebilen ve günümüze kadar ulaşabilen dokuz dergiye ve bu dergilerin nüshaları arasından yapılan özel bir seçkiye yer veriliyor.
Türkiye’de ilk kez düzenlenecek olan bu sergide, ülkemizde ilk yayımlanan ve elimizde sadece 23 Kanunusani 1330 (5 Şubat 1915) tarihli 62. sayısı bulunan Sinema Gazetesi’nden Latin harflerinin kabul edildiği 1928 yılana kadar geçen süreçte Osmanlıca ve Fransızca olarak yayımlanan ilk Sinema yayınlarından ilginç kapak örnekleri ile bu yayınlarda yer alan bazı film tanıtımlarına yer veriliyor
Günümüz Sinema yayıncılığının temellerini oluşturan, Osmanlı’nın son yıllarında ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında ülkemizdeki Sinema faaliyetlerini, gösterilen filmleri ve dönemin seyirci profilini ortaya koyması açısından oldukça önemli olan ilk Sinema yayınları konulu bu sergide ayrıca Türkiye’deki ilk Sinema yayını olan ve dört sayfadan oluşan “Sinema Gazetesi” nin tam bir kopyası ilk defa sergilenecektir.
Cem Yılmaz balıkçı oldu
Cem Yılmaz Türk Telekom´un son filminde balıkçıyı canlandırıyor. Aile fertleri olarak ise bu kez kendisine profesyonel oyuncular eşlik ediyor. Önceki reklam filmlerinde Cem Yılmaz´a babası, ağabeyi ve dayısı eşlik etmişti.
Zümrüdüanka´ya sevgi seli
J.K. Rowling'in çok satan çocuk kitabından uyarlanan "Harry Potter" serisinin yeni filmi "Zümrüdüanka Yoldaşlığı"nın Türkiye galası yapıldı.Levent'teki Kanyon Alışveriş Merkezi'ndeki galaya, filmin oyuncularından Harry Potter'ın ilk aşkı "Cho Chang"ı oynayan Katie Leung ile yaramaz ikizler "Fred" ve "George Weasley"i canlandıran Oliver ve James Phelps de katıldı.Galaya özel bir Otomobille gelen oyuncular alışveriş merkezinin önüne yerleştirilen kırmızı halının üzerinden geçerek, oyuncuları görmeye gelen çok sayıda vatandaşa imza dağıttı.
Bu sırada basın mensuplarının sorularını yanıtlayan oyuncular, Türkiye'ye geldikleri için ve filme olan yoğun ilgi nedeniyle çok mutlu olduklarını söyledi.Oyuncular, çok sayıda vatandaşın kendilerine sevgi gösterisinde bulunmasından şaşkınlık duyduklarını ifade etti.Daha sonra gala gösteriminin gerçekleştirildiği alışveriş merkezindeki 5 Sinema salonundan birine geçen oyuncular filmi diğer davetlilerle izledi.
Bu sırada basın mensuplarının sorularını yanıtlayan oyuncular, Türkiye'ye geldikleri için ve filme olan yoğun ilgi nedeniyle çok mutlu olduklarını söyledi.Oyuncular, çok sayıda vatandaşın kendilerine sevgi gösterisinde bulunmasından şaşkınlık duyduklarını ifade etti.Daha sonra gala gösteriminin gerçekleştirildiği alışveriş merkezindeki 5 Sinema salonundan birine geçen oyuncular filmi diğer davetlilerle izledi.
Etiketler:
George Weasley,
harry potter,
sinema,
türkiye,
yeni filmi
12 Haziran 2008 Perşembe
En Süper Kahraman
Rick Riker, süper güçleri olan genç, cool ve çekici bir erkektir. Yalnız ufak bir sorunu vardır. Süper güçlerini nasıl kullanması gerektiğini bilemez. Ancak en kısa sürede dünyanın bir kez daha kurtarılması gerekmektedir ve bunu yapabilmek için Rick varolan süper güçlerini kullanmayı bir an önce öğrenmek zorundadır.
Etiketler:
Christopher McDonald,
Drake Bell,
Kevin Hart,
Leslie Nielsen,
Sara Paxton
28 Mayıs 2008 Çarşamba
İşte Böyle Güzelim
Kadınları ‘bayan’ diye çağırıp onları cinsel kimliklerinden uzak tutan bir geleneğin içinde bocalarken, aşk bile cinsellikten arındırılmış kılıklara bürünebilirken bu kitap okuyanlara iyi gelecek
“Haydi kadınlar cinselliğinizle tanışın!” Bu cümle, Gazetelerimizden birinin yeni kampanya sloganı olabilir mi? Ne dersiniz... Belki bir gün. Kadınlar cinsellikleriyle nasıl tanışıyorlar sorusu dipsiz kuyu gibi bir şey. Görünürde sanki bu konudaki kimi tabular kırılmış, yıkılmış gibi duruyor... Prezervatif reklamları, kadın bağı reklamları haber aralarına kadar giriyor. Ancak gerçekte pek ikiyüzlü bir durum söz konusu...
Kentlerimizde, kasabalarımızda gelinlik mağazalarından geçilmezken, çeyiz dükkânları harıl harıl satış yaparken bir türlü sadede gelinemiyor. Sınır aile kurma faslında bitiyor. Kadınlar açısından cinsellik dört kulağı sıkı sıkıya kapalı bir bohça gibi... Sandıktan çıkmıyor. Soruna, söyleşiler ve uzmanlar eşliğinde yaklaşan kadın dergileri ile tespitçi ve tavsiyeci Güzin Abla köşeleri de olmasa kadınların cinsellikle tanışma serüveni çeyiz ve gelinlik çerçevesi içinde sönümlenip küllenecek. Her alan kendi öncülerini yaratır. Bu kez de Sabancı Üniversitesinden öğretim üyeleri Hülya Adak, Ayşe Gül Altınay ve doktora öğrencileri Esin Düzel ile Nilgün Bayraktar kadınların cinsel dünyasına altı yıl süren bir yolculuğa çıktılar. Bu, kadın hareketinden beslenen feminist ve kolektif bir yolculuktu. Her ilkbahar evlerin bacalarına bebek taşıyan leyleklere inat, kadın cinselliği üzerindeki şemsiyeleri kaldırdılar. Bire bir görüşmelerle kadınlarla sohbet ettiler. Türkiye’den ve Almanya’dan değişik şehirlerden farklı yaş ve kökenlerden kadınlara cinselliğin onlar için neler ifade ettiğini anlattırdılar. Doktor, öğretmen, öğrenci, işçi, psikolog, akamedisyen kadınların en genci on dokuz, en yaşlısı elli beşindeydi. Kendi cinsine ilgi duyan kadınlar da vardı görüşülenler arasında, seks işçiliği yapmış bir transseksüel de. Bu kadınlar hikâyelerinin yayımlanacağını bilerek konuştular. Hülya Adak, Ayşe Gül Altınay, Esin Düzel ve Nilgün Bayraktar ortaya çıkan metinleri, hikâyelerini paylaşan kadınların kimlikleri gizli kalmak kaydıyla bir okuma tiyatrosu olarak yazdılar. Ardından Diyarbakır ve İstanbul’da düzenledikleri üç okuma atelyesinde oyunlarını sahnelediler. Daha çok kadına ulaşması için bu çalışmanın kitaplaşması gerekiyOrdu. Kitaplaştı... Adını İşte Böyle Güzelim koydular. Cinsiyetsiz bir varlık olmaya zorlanan, bedenine yabancı kılınan kadın, elbette bu zinciri kırmaya çalışıyor. Başaranların sayısı az değil... Ancak bu tehlikeli bir yolculuk. Cinsellikleriyle tanışmak ve cinselliklerini yaşamak uğruna öldürülen kadınların haberlerini hemen her gün okuyoruz. Ben, İşte Böyle Güzelim’de yer alan metinleri okurken cinselliğini derin bir mutsuzluk içinde yaşayan kadınlar bu kadar çok muymuş diye sOrdum kendi kendime. Kendi cinsellikleriyle hiç tanışamadan yaşlandığını anlatan kadınları özellikle kutlamak istedim. Kadınlar hikâyelerini anlatırken acaba hangi sözcükten destek aldılar diye merak ettim. Bilgisayarın arama motoruna göre en çok kullandıkları ortak sözcük ‘sevmek’ti.
“Haydi kadınlar cinselliğinizle tanışın!” Bu cümle, Gazetelerimizden birinin yeni kampanya sloganı olabilir mi? Ne dersiniz... Belki bir gün. Kadınlar cinsellikleriyle nasıl tanışıyorlar sorusu dipsiz kuyu gibi bir şey. Görünürde sanki bu konudaki kimi tabular kırılmış, yıkılmış gibi duruyor... Prezervatif reklamları, kadın bağı reklamları haber aralarına kadar giriyor. Ancak gerçekte pek ikiyüzlü bir durum söz konusu...
Kentlerimizde, kasabalarımızda gelinlik mağazalarından geçilmezken, çeyiz dükkânları harıl harıl satış yaparken bir türlü sadede gelinemiyor. Sınır aile kurma faslında bitiyor. Kadınlar açısından cinsellik dört kulağı sıkı sıkıya kapalı bir bohça gibi... Sandıktan çıkmıyor. Soruna, söyleşiler ve uzmanlar eşliğinde yaklaşan kadın dergileri ile tespitçi ve tavsiyeci Güzin Abla köşeleri de olmasa kadınların cinsellikle tanışma serüveni çeyiz ve gelinlik çerçevesi içinde sönümlenip küllenecek. Her alan kendi öncülerini yaratır. Bu kez de Sabancı Üniversitesinden öğretim üyeleri Hülya Adak, Ayşe Gül Altınay ve doktora öğrencileri Esin Düzel ile Nilgün Bayraktar kadınların cinsel dünyasına altı yıl süren bir yolculuğa çıktılar. Bu, kadın hareketinden beslenen feminist ve kolektif bir yolculuktu. Her ilkbahar evlerin bacalarına bebek taşıyan leyleklere inat, kadın cinselliği üzerindeki şemsiyeleri kaldırdılar. Bire bir görüşmelerle kadınlarla sohbet ettiler. Türkiye’den ve Almanya’dan değişik şehirlerden farklı yaş ve kökenlerden kadınlara cinselliğin onlar için neler ifade ettiğini anlattırdılar. Doktor, öğretmen, öğrenci, işçi, psikolog, akamedisyen kadınların en genci on dokuz, en yaşlısı elli beşindeydi. Kendi cinsine ilgi duyan kadınlar da vardı görüşülenler arasında, seks işçiliği yapmış bir transseksüel de. Bu kadınlar hikâyelerinin yayımlanacağını bilerek konuştular. Hülya Adak, Ayşe Gül Altınay, Esin Düzel ve Nilgün Bayraktar ortaya çıkan metinleri, hikâyelerini paylaşan kadınların kimlikleri gizli kalmak kaydıyla bir okuma tiyatrosu olarak yazdılar. Ardından Diyarbakır ve İstanbul’da düzenledikleri üç okuma atelyesinde oyunlarını sahnelediler. Daha çok kadına ulaşması için bu çalışmanın kitaplaşması gerekiyOrdu. Kitaplaştı... Adını İşte Böyle Güzelim koydular. Cinsiyetsiz bir varlık olmaya zorlanan, bedenine yabancı kılınan kadın, elbette bu zinciri kırmaya çalışıyor. Başaranların sayısı az değil... Ancak bu tehlikeli bir yolculuk. Cinsellikleriyle tanışmak ve cinselliklerini yaşamak uğruna öldürülen kadınların haberlerini hemen her gün okuyoruz. Ben, İşte Böyle Güzelim’de yer alan metinleri okurken cinselliğini derin bir mutsuzluk içinde yaşayan kadınlar bu kadar çok muymuş diye sOrdum kendi kendime. Kendi cinsellikleriyle hiç tanışamadan yaşlandığını anlatan kadınları özellikle kutlamak istedim. Kadınlar hikâyelerini anlatırken acaba hangi sözcükten destek aldılar diye merak ettim. Bilgisayarın arama motoruna göre en çok kullandıkları ortak sözcük ‘sevmek’ti.
Toplumun kadın yarısı cinsellikle sorunlar yaşarken, erkek yarısı nasıl bu sorundan uzak olduğuna inanabilir ki? Bu çalışma için yola çıkan Hülya Adak, Ayşe Gül Altınay, Esin Düzel ve Nilgün Bayraktar nereden ilham aldınız sorusuna şu yanıtı veriyorlar: “Biraraya geldiğimizde farklı zamanlarda Eve Ensler’ın Vajina Monologları adlı kitabını okumuş ve çok etkilenmiştik. Kadınların cinsellikleriyle tanışmaları, barışmaları ve haz almaları üzerinden güçlenmeleri fikri bizim en temel ilham kaynağımızı oluşturdu. Önce birbirimizle sonra da farklı kesimlerden ulaşabildiğimiz kadınlarla cinselliklerimizi konuşmaya başladık.” Birbirimizden ilham aldık Sorulardaki sınır, kadınların çizdiği sınırdı. Soğuk bir anket çalışması ya da sorgulama için yola çıkmamışlardı. Konuşurken onları hırpalamamaya, kötü tecrübelerini hortlatmamaya özen gösterdiler. Nasıl bir yöntem izlemişlerdi? “Görüşme sürecinde feminist yöntem hep aklımızda oldu. Görüşmelere giderken “birtakım kadınlar” “birtakım hayatlar” yaşıyorlar ya da bazı “ilginç hayatlar” “birileri” tarafından yazılmayı bekliyor diye düşünmedik.
Kendimiz dahil, görüşme yaptığımız kadınlar arasında kimi zaman farklılık kimi zaman ortaklıkların belirmesini keyif ve heyecanla gözlemledik. Birbirimizi dinlerken hep kendimize dair yeni bir şeyler fark ettik. Birbirimizin cesaretine hayran kaldık, hikâyelerinden ilham aldık! Başkaları da bizim gibi bu hikâyelerden ilham alabilsin diye bu kitabı hazırladık. Görüşme esnasında da tek yönlü bir soru bombardımanından çok, dinlemeye, paylaşmaya, diyalog kurmaya özen gösterdik,” diyorlar. İşte Böyle Güzelim feminist bakış açısının yarattığı duyarlı, samimi ve cesur bir kitap. Kadınları ‘bayan’ diye çağırıp onları cinsel kimliklerinden uzak tutmaya çabalayan bir geleneğin içinde bocalayıp dururken, aşk bile cinsellikten arındırılmış kılıklara bürünebilirken bu kitap başta kadınlar, okuyanlara iyi gelecek.(İpek Çalışlar)
İşte Böyle GüzelimHülya Adak, Ayşe Gül Altınay, Esin Düzel, Nilgün BayraktarSel Yayıncılık125 SayfaMayıs 2008
61. Cannes festivali sona erdi
61. Uluslararası Cannes Film Festivali, Barry Levinson´un yönettiği kara mizah "What Just Happened" isimli filmin gösterisi ile sona erdi.
61. Cannes Film Festivali´nde Altın Palmiye ödülü, Fransız yönetmen Laurent Cantet´in ´´Entre les murs isimli filmine verdi. Film, Eğitim konusuna Fransız toplumunu bakışını yansıtıyor. Altın Palmiye ödülünü Robert de Niro takdim etti. Fransız oyuncu Edouard Baer´in sunduğu ödül törenini, dünyanın bir çok ülkesinde televizyon kanalları canlı yayınladı. Altın Palmiye´den sonra gelen büyük ödülü ise bu yıl İtalyan yönetmen Mateo Garrone´nın ´´Gomorrah´´ isimli filmi aldı. Nuri Bilge Ceylan´ın ´´Üç Maymun´´ isimli filmi, 61 Cannes Film Festivali´nde en iyi yönetmen ödülü aldı. Festivalde, en iyi senaryo ödülünü Jean Pierre Luc Dardenne´nin Le Silence de Lorna isimli filmi kazandı. Ödülü, geçen yıl bu ödülü kazanan Fatin Akın takdim etti.
Yarışmada jüri, en iyi erkek oyuncu ödülünü, yönetmen Steven Soderbergh´in ´´Che´´ filmindeki rolüyle Benicito del Toro´ya verdi. Ödülü, ünlü Fransız oyuncu Valerie Lemercier takdim etti. En iyi kadın oyuncu ödülünü, Walter Salles´in yönettiği, ´´Linha de Passe´´ isimli filmdeki rolüyle Sandra Corbeloni kazanırken, ödülü Fransız oyuncu Jean Reno verdi. Jüri ödülünü, Paolo Sorrentino´nun, ´´Il Divo´´ filmi aldı. 22 filmin Altın Palmiye için yarıştığı 61. Cannes Film Festivali´nde Fransız oyuncu Catherine Deneuve ile Amerikalı oyuncu ve yönetmen Clint Esatwood´a özel ödül verildi. Festivalde, Altın Kamera ödülünü ´´Hunger´´ filmindeki başarısıyla Steve McQueen alırken, en iyi kısa metrajlı filmin ödülünü ise ´´Megatron´´ Marian Crisan kazandı. Festivalin bu yılki jüri başkanlığını Sean Penn üstlendi.
Bu festivalde yok yok!
20 Haziran- 01 Temmuz tarihleri arasında dördüncüsü gerçekleşecek Yeşilvadi Kültür ve Sanat festivali için Beylikdüzü Belediye Başkanı Vehbi Orakçı Beylikdüzü ve İstanbul halkına büyük süprizler hazırlıyor… Beylikdüzü Belediyesi İştiraki olan BEYAŞ A.Ş. tarafından organize edilen ve 12 gün sürecek olan festival Türkiye’nin bugüne dek yapılmış en büyük Belediye festivali haline gelecek. 64.000 metrekare arazi içersinde küçük bir şehir görüntüsünü andıran festival alanında,içerisinde 24 metrekarelik led ekranların bulunduğu 200 metrekarelik dev sahnede dev isimler yer alacak.
Festival süresince aralarında Sezen Aksu, MFÖ, Özlem Tekin, Yaşar, Ferhat Göçer, Demet Akalın, Volkan Konak, Orhan Hakalmaz, Kerem Cem, İbrahim Erkal, Dolapdere Big Gang, Funda Arar gibi Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının yer aldığı konserler düzenlenecek. Festivalde ayrıca Tıpa Tıp Show, Kaktüs, Kabare Tiyatrosu, Dansseddi ve Yedi Renk dans grupları gösterilerini yapacaklar. Konserlerden önce amatör müzik grupları performanslarını sergileyecekler. Şişme oyun parkı, otağ çadırının yanı sıra paintball, bunge jumping gibi extreme sporlarının meraklıları da bu festivalde buluşacak. Festivalde Tavla, futbol ve basketbol turnuvalarıda yapılacak. TEMA, AKUT, TÜRK KALP VAKFI, TAGEV gibi önemli sivil toplum kuruluşları festival boyunca seminerler verecek.
Aç ayı 4. kata tırmandı
Brasov kent sakinlerinin bir ayı ile yavrusunun bahçelerde gezdiği ve çitleri kırdığı ihbarı üzerine harekete geçen kurtarma ekipleri, yiyecek arayan anne ayıyı yakındaki ormana yönlendirme çalışmaları başarısız oldu. Yaban Hayvanları Koruma İdaresi Başkanı Flavius Barbulescu, ekiplerin anne ayı ve yavrusunu ormana sevk etme çalışmaları sırasında yolların 2 saat trafiğe kapandığını söyledi.
Barbulescu, Yavru ayı çok küçüktü ve annesinin hızına ayak uyduramıyOrdu, anne ayı da yavrusu olmadan ormana gitmek istemedi dedi. Anne ayı, sonunda bir binanın dördüncü katına, oradan da çatıya tırmandı. Flavius Barbulescu, bunun üzerine uyuşturucu iğneyle vurarak uyuttukları ayıyı, ayaklarını bağlayarak çatıdan indirdiklerini ve anne ile yavrusunu yerel bir hayvanat bahçesine götürdüklerini söyledi. Kurtarma ekibinin çalışmalarının, yerel televizyondan canlı yayımlandığı belirtildi. Romanya´nın en büyük kentlerinden biri olan ve başkent Bükreş´in 150 km kuzeybatısındaki Brasov´da ayılar sık sık kent sokaklarına iniyor. Avrupa´daki ayıların yarısı ise Romanya´da yaşıyor.
Barbulescu, Yavru ayı çok küçüktü ve annesinin hızına ayak uyduramıyOrdu, anne ayı da yavrusu olmadan ormana gitmek istemedi dedi. Anne ayı, sonunda bir binanın dördüncü katına, oradan da çatıya tırmandı. Flavius Barbulescu, bunun üzerine uyuşturucu iğneyle vurarak uyuttukları ayıyı, ayaklarını bağlayarak çatıdan indirdiklerini ve anne ile yavrusunu yerel bir hayvanat bahçesine götürdüklerini söyledi. Kurtarma ekibinin çalışmalarının, yerel televizyondan canlı yayımlandığı belirtildi. Romanya´nın en büyük kentlerinden biri olan ve başkent Bükreş´in 150 km kuzeybatısındaki Brasov´da ayılar sık sık kent sokaklarına iniyor. Avrupa´daki ayıların yarısı ise Romanya´da yaşıyor.
Vodafone´da sürpriz istifa
2003 yılından beri şirketin başında olan Arun Sarin (53), temmuz ayında görevini bırakacak. Sarin´in görevini, Vodafone´un Avrupa Operasyonlarının başındaki Vittorio Colao´nun üstleneceği öğrenildi. Sarin´in ´sürpriz´ olarak değerlendirilen açıklamasında, Sir Christopher Gent´ten görevi devralmasından bu yana başlangıçta belirlediği bütün hedeflere ulaştığını ifade etti. Sarin görevde olduğu süre zarfınfa Vodafone´un küresel yatırımlarını büyük ölçüde genişletirken, Japonya gibi zorlu pazarlardan da geri çekmişti.
Sarin yönetiminde dönüm noktası olarak nitelendirilen yatırım ise Hindistanlı Hutchison Essar´ın geen yıl satın alınması oldu. Sarin, şirketin Gent yönetiminde hızla artan borçları azaltırken, cep telefonu sektöründe yeni hizmetleri de devreye soktu. Vodafone geçtiğimiz yılı 13.2 milyar dolar net gelirle tamamladı. Türkiye, Romanya ve Hindistan gibi gelişmekte olan piyasalarda Vodafone´un yaptığı satın almalarla gündeme gelen Sarin, şirketi yavaşlayan Avrupa Ekonomisine karşın hızlı bir şekilde büyütmüştü. Sarin, 2006 yılında yeniden göreve seçildiğinde hissedarların yaklaşık yüzde 10´u tarafından, vizyon sahibi olmadığı gerekçesiyle ağır eleştirilere maruz kalmıştı.
Gurbetçi aile TEM’de yok oldu
Uçağa yetişmek üzere Niğde’den İstanbul’a doğru yola çıkan gurbetçi ailenin bulunduğu Otomobil TEM’de TIR’a çarptı. 3’ü çocuk 6 kişi hayatını kaybetti.Gebze Dilovası’nda dün sabah saatlerinde meydana gelen kaza bir aileyi yok etti. Almanya’da çalışan Bünyamin Bulut (42) ve Ukraynalı eşi Ruslana Maysiv (28) çocuklarıyla birlikte Niğde’deki yakınlarının yanında tatil yaptı. Almanya’ya dönmek üzere İstanbul’dan uçağa binecek olan aile, Bulut’un kardeşi Feridun Bulut’un (37) kullandığı Otomobille dün gece yola çıktı. Bolu’da direksiyona Bünyamin Bulut geçti. 4 KARDEŞ ÖLDÜ Araç, 06.30 sıralarında TEM otoyolunun Dilovası mevkiinde iddiaya göre sürücüsünün uyuklaması sonucu, Ali Rıza Eker (37) yönetimindeki TIR’a arkadan hızla çarptı. Kazada hurda yığınına dönen Otomobilde Bulut çiftinin çocukları Asena (10) ve Selinay (4) olay yerinde öldü.
Ruslana Maysiv ile ilk evliliğinden olan oğlu Deniz Ivan Masyiv (4), Feridun Bulut ile Bünyamin Bulut’un ilk evliliğinden olan oğlu İbrahim Ethem Bulut ise kaldırıldıkları Kartal Devlet Hastanesi’nde yaşamlarını yitirdi. Ameliyata alınan Bünyamin Bulut’un sağlık durumu ise ciddiyetini koruyor.
Ruslana Maysiv ile ilk evliliğinden olan oğlu Deniz Ivan Masyiv (4), Feridun Bulut ile Bünyamin Bulut’un ilk evliliğinden olan oğlu İbrahim Ethem Bulut ise kaldırıldıkları Kartal Devlet Hastanesi’nde yaşamlarını yitirdi. Ameliyata alınan Bünyamin Bulut’un sağlık durumu ise ciddiyetini koruyor.
25 Mayıs 2008 Pazar
Funda Arar coşturdu

Bayrampaşa Belediyesi´nin Gençtival konserlerinin ilk gününde Rock müziğinin sevilen ismi Funda Arar bir konser verdi.
Bayrampaşa Belediyesi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Gençtival konserlerinin ilk gününde Rock müziğinin sevilen ismi Funda Arar bir konser verdi. Genç Birleşmiş Milletler üyesi gençler Arar’ın şarkılarıyla coştu. Sanatçı, sevenlerine unutulmayacak bir gece yaşattı Bayrampaşa Belediyesi tarafından düzenlenen Gençtival2 etkinliği’nin ilk konseri Funda Arar’la başladı. Bayrampaşa Şehir Parkı’nda gerçekleşen festivalde sahne alan ünlü sanatçı şarkılarıyla Bayrampaşalıları coşturdu.
Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge konser öncesi yaptığı konuşmada, , gençlere armağan edilen bu bayramı gençlerin büyük ilgi göstereceği, bilgi-Eğitim ve eğlence içerikli aktivitelerin yer aldığı Gençtival ile 29 Mayıs tarihine kadar kutlayacaklarını belirtti. COŞTU, COŞTURDU Başkan Bürge’nin konuşmasının ardından sahneye çıkan Arar, söylediği şarkılarla konser alanını saatler öncesinden dolduran sevenlerine keyifli anlar yaşattı. Sahne performansıyla kimi zaman gençleri coşturan sanatçı, seslendirdiği sanat müziği şarkılarıyla kimi zaman hüzünlendirdi. Yoğun kalabalık nedeniyle konser alanına giremeyenler, sanatçıyı Şehir Parkı’na kurulan dev ekrandan izleme imkanı buldu. Binlerce kişinin büyük coşkuyla izlediği konsere Genç BM üyeleri de büyük ilgi gösterdi. Üç gün boyunca küresel ısınmadan silahsızlanmaya, hukuk ihlallerinden doğal kaynakların kullanılması gibi evrensel konular üzerinde toplantılar yapan dünya gençleri Arar’ın şarkılarıyla yorgunluk attı. Sanatçının şarkılarına eşlik ederek eğlenen 230 dünya genci zaman zaman tezahüratta bulundu. İki saat sahnede kalan Rock müziğinin sevilen sesi, kendisine gösterilen sevgi karşısında Bayrampaşalılara teşekkür ederek, “Bu gece coşmaya hazır mısınız? Şarkılarıma eşlik etmenizi istiyorum. Sizlerle bir arada bulunmaktan büyük keyif aldım. Sizi seviyorum ” şeklinde konuştu.
Etiketler:
funda arar,
genç,
gençler,
kültür sanat,
sanat,
sanatçı,
şehir parkı
Genelev hayvanat bahçesi gibi!

Beynelmilel´in senaristi Sırrı Süreyya Önder´in yeni filmi ´O... Çocukları´ filminin basın toplantısı önceki gün Suada´da yapıldı.
Mayıs ayında vizyona girecek olan film; hayat kadınlarının çocuklarına bakan ´emanetçi´ kadın ´Mehtap Anne´ ve siyasi suçlu karı-kocanın yurtdışına kaçmadan çocuklarını ona bırakmasıyla gelişen olayları anlatıyor.
Hülya Avşar YERİNE DEMET AKBAĞ
Mehtap Anne´yi Hülya Avşar´ın yerine Demet Akbağ canlandırıyor. Filmde ayrıca Özgü Namal, Sarp Apak, Altan Erkekli, İpek Tuzcuoğlu, Sezin Akbaşoğulları rol alıyor. O... Çocukları filminde Hatice adlı bir hayat kadınını canlandıran İpek Tuzcuoğlu, genelev hakkındaki ilginç görüşlerini aktardı.
Tuzcuoğlu, 1996 yılında Özcan Deniz´le rol aldığı ´Ona Sevdiğini Söyle´ adlı filmde de bir hayat kadınını canlandırmıştım. Dolasıyla o zamanlar Karaköy´e gidip gezme şansım oldu. Şaşırmıştım. Orada erkeklerin durumuna çok şaşırdım. Açlıkları beni çok şaşırttı. Orada başka birşey var hayvanat bahçesi gibi. Kadınlar adına başka anlamda üzülüyorsunuz neticede bir et pazarı. Ama erkeklerin durumu daha da acıydı dedi. SENARYOYU İDDİA SONUCU YAZDIMFilmin yazarı Sırrı Süreyya Önder, 12 Eylül´den sonra cezaevinden çıkınca Tepebaşı´nda Hayyam Caddesi´ne yerleştim ve bin yıllık bir apartmanda kaldım, ilk orada tanıdım Mehtap karakterini. Emanetçi annelik kurumu olduğunu ve bunların çok özel insanlar olduğunu gördüm diyerek filmin nasıl doğduğunu anlattı. Önder Özgü Namal ile girdiğimiz bir iddia sonucunda bu filmi yazmaya karar verdim. Özgü ´Kadın hikayesi yok´ dedi, ben de ´Yazacağım´ dedim. Hikayemde iki erkek var, onlar dışındakiler hep kadın ve çocuk dedi.
HÜLYA´NIN BAŞKA NEDENİ VARDIR
Filmde Hülya Avşar´ın oynayacağı söylenen fakat annesi Emral Avşar istemediği için canlandırmadığı rolün sahibi Demet Akbağ, Bana telefon geldiğinde, ´Ne oldu, Hülya oynamıyor muydu?´ dedim. Makyajlar yapılmış, hazırlanılmış, ben o aşamayı sonra öğrendim. Sanırım bir görüşülme oldu ve karşılıklı anlaşılamadı. Bu filmde annenin istemeyeceği ne var? Birebir kendi ağzından duymadığm için birşey söyleyemem. Belki başka nedenleri vardır, birebir nedeninin bu olmadığına inanıyorum. Hülya Avşar bir Sinema oyuncusu ve iyi bir senaryonun da kokusunu alabilecek bir oyuncu diye konuştu.

Filmde Donna ismindeki İtalyan bir kızı canlandıran Özgü Namal, Kadın hikayeleri bizde çok azdır, genelde erkek egemendir. Bu kadar güzel detaylar olduğu için projeyi kabul ettim. Sırrı´nın hikayeleri böyle gülüyorsunuz ama yüreğiniz yanıyor. dedi.
Hayrına yatağa girecek

´Hadi Gari Cumhur´ isimli filminde sevişme sahnelerinde rol alacak Merve İldeniz, parayı ne yapacak?
´Hadi Gari Cumhur´ isimli Sinema filminde sevişme sahnelerinde rol almaya hazırlanan Merve İldeniz, alacağı ücreti de hayır için bir okula bağışlayacağını açıkladı. Önümüzdeki günlerde Bodrum´da çekimlerine başlanacak olan ´Hadi Gari Cumhur´ isimli filmde rol almaya hazırlanan İldeniz, Bu filmi Harun Özakıncı´nın hem oynayıp hem de yönetecek. Filmde Belediye Başkanı Mazlum Ağan, emekli trafik polisi ´süslü´ lakaplı Calalettin Oğuztan, ´Hadi Gari´ barın sahibi Hakan Aykan gibi Bodrum´un simge olmuş isimleri de rol alacak. Biz de bu filmin oyuncu kadrosundayız. Eşimle birlikte film gereği İstanbul´dan Bodrum´a taşınarak hediyelik eşya dükkanı açan bir hippi kadını canlandıracağım. ´Hadi Gari Cumhur´un sevişme sahnelerinde de rol üstleneceğim. Şimdiden oyunculuk ücretim olan 5 bin YTL´yi Bodrum´daki Cemal Uslu İlköğretim Okulu´na bağışladım. Benim oyunculuk ücretimi bağışlamam filmin diğer oyuncuları arasında da bir bağış kampanyasının başlamasına neden oldu dedi.
Etiketler:
bodrum,
hadi gari cumhur,
istanbul,
sinema
Seksi şovlu yengemiz

Eurovision´da gözler onun üzerindeydi. Hem güzelliği hem de seksi şovuyla geceye damga vurdu. İşte o şov;
Eurovision´a görsel şov ile damgasını vuran isim ikinci olan Ukraynalı Ani Lorak oldu. Lorak, Antalyalı işadamı Mu
Ani Lorak´ın Eurovision şovunun fotoğrafları için TIKLAYIN!rat Nalçacıoğlu´nun sevgilisi... Yani müstakbel yengemiz. Ani Lorak yarışmadan önce Sevgilim Ukrayna´yı destekleyecek, çünkü kalbi benim açıklamasını yapmıştı. Birkaç kelime Türkçe bilen seksi şarkıcı Merhaba. Sizi seviyorum diye seslenmişti.Eurovision gecesinde Ani Lorak´ın şarkısından çok sahne performansı dikkat çekti. Seksi bir şov sunan Lorak, 230 puan toplayarak ikinci oldu. Uzun süre Yunanistan ile çekişen Lorak, sonunda ipi göğüsleyen taraf oldu. İlginç olan Yunanistan 6 ülkeden tam puan alırken, Ani Lorak´ın sadece Portekiz´den tam puan alarak birinci olmasıydı. Ancak Ukrayna´ya komşu ülkelerin tamamından 10´ar puan topladı. 43 ülkeden bir çoğundanda da oy alınca Yunanistan´ı ikincilikten etti.
Ani Lorak´ın Eurovision şovunun fotoğrafları için TIKLAYIN!rat Nalçacıoğlu´nun sevgilisi... Yani müstakbel yengemiz. Ani Lorak yarışmadan önce Sevgilim Ukrayna´yı destekleyecek, çünkü kalbi benim açıklamasını yapmıştı. Birkaç kelime Türkçe bilen seksi şarkıcı Merhaba. Sizi seviyorum diye seslenmişti.Eurovision gecesinde Ani Lorak´ın şarkısından çok sahne performansı dikkat çekti. Seksi bir şov sunan Lorak, 230 puan toplayarak ikinci oldu. Uzun süre Yunanistan ile çekişen Lorak, sonunda ipi göğüsleyen taraf oldu. İlginç olan Yunanistan 6 ülkeden tam puan alırken, Ani Lorak´ın sadece Portekiz´den tam puan alarak birinci olmasıydı. Ancak Ukrayna´ya komşu ülkelerin tamamından 10´ar puan topladı. 43 ülkeden bir çoğundanda da oy alınca Yunanistan´ı ikincilikten etti.
Etiketler:
erovizyon,
eurovision,
Videolar,
Yunanistan
19 Mayıs 2008 Pazartesi
Yasak Krallık

Bu hafta vizyona giren 9 yeni film arasında Jet li ve Cajkie Chan´in oynadığı "Yasak Krallık" da var...
Yasak Krallık
(The
Forbidden Kingdom)
Yönetmen: Rob Minkoff
Oyuncular: Jet Li, Jackie Chan , Michael Angarano,
Collin Chou ...
Tür: Aksiyon / Fantastik / Komedi
Yapım Yılı:
2008
Yorum: Çeki Çen ve Cet Li bir arada... Başka söze gerek
var mı?
Bu destansı aksiyon-macera masalında, Boston’lu genç delikanlı
Jason Tripitikas hayatta yaşadığı en zorlu, onu eski Çin’e geri götüren, sayısız
Yeşim Savaşçısı, şeytani Yeşim Savaş LOrdu ve pişmanlık duymayan, vicdanı
olmayan boyuneğmez Beyaz Saçlı Kadın İblis’le yüzleştiği bir yolculukla
karşılaşıyor.
Son olarak da, Jason bir intikam savaşçısı olan kadınla
ilk aşk deneyimini yaşıyor.
Burada Olan Burada
Kalır
(What Happens in Vegas)
Yönetmen: Aaron Blaise
& Robert Walker
Oyuncular: Ashton Kutcher, Queen
Latifah, Cameron
Diaz , Dennis Farina ...
Tür: Komedi / Romantik
Yapım
Yılı: 2008
Yorum: Büyük beklentileriniz yoksa
sevgilinizi de kolunuza takıp izleyebilirsiniz.
Parti delisi karizmatik
Jack Fuller ve ticaretle uğraşan Joy McNally´nin tesadüfi olarak Las Vegas’ta
paylaştıkları gürültülü bir haftasonu, onlar için hayal meyal anlardan çok
hatırlanacak izler bırakır…
Bu iki tatilci New York’lu, hiçbir acı
hissetmedikleri o anda Vegas-stili bir evlilik sözleşmesine imza atmamış
olsalardı, kim bilir belki herşey farklı olurdu… Ama burası Vegas...
Üç
milyon dolar kazanan çift… Ancak kazanan kim… Aslında Jack, Joy’un çeyrekliğini
ödünç alarak kazandı… Ama Joy zaten makinenin başında oynuyOrdu… Ya da tam
tersi miydi… Her neyse kime ait bu ganimet?
Şöhret
(El
Cantante)
Yönetmen: Leon
Ichaso
Oyuncular: Jennifer Lopez, Marc Anthony, Antone
Pagan...
Tür: Belgesel / Biyografik
Yapım
Yılı: 2006
Yorum: Farklı bir film seyretmek
istiyorsanız gidin aksi halde hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.
Filmde, 1960´lı ve 70´li yıllarda salsa müziğini yeniden şekillendiren
Porto Riko´nun efsanevi salsa şarkıcısı Hector Lavoe´nin yaşamını ve müziğini
anlatılıyor.
Filmde, iki sevgiliyi, kökenleri Porto Riko olan sanatçı
Marc Anthony ve Jennifer Lopez canlandırdı.
Jennifer Lopez´in aynı
zamanda yapımcılığını üstlendiği film, o dönemde Amerika´daki farklı ulusal kimliklere
bakışı anlatırken, Porto Rikolu grupların yaşamından da kesitler
sunuyor.
96 Saat (Taken)
Yönetmen: Pierre
Morel
Oyuncular: Liam Neeson, Maggie Grace, Kattie Cassidy,
Olivier Rabourdin...
Tür: Aksiyon
Yapım
Yılı: 2008
Yorum: Biraz dram biraz aksiyon...
Binlerce örnekten biri, türün meraklıları kaçırmayacaktır.
Canından çok sevdiği kızı Kim’in kaçırılışını, cep telefonu
bağlantısında çaresiz ve hiçbir şey yapamadan, dinleyen bir babanın durumundan
daha kötü ne olabilir?
Kabus gibi bu durum, eski bir gizli ajan olan
Bryan’ın başına gelir. Genç kadınları satmakta uzmanlaşmış bir çetenin elinden
biricik kızını kurtarmak için önünde çok kısa bir zaman dilimi vardır.
Ancak Bryan’ın önünde çözülmesi gereken ilk sorun, kendisinin Los
Angeles’te, kaçırılan kızının ise Paris’te olmasıdır.
Bu büyük mesafe
engelini nasıl aşacaktır? Zamana karşı yarışın galibi olabilecek
midir?
Tehlikeli Oyun (Die Welle)
Yönetmen: Dennis Gansel
Oyuncular: Jürgen
Vogel, Frederick Lau, Max Riemelt, Christiane Paul...
Tür:
Dram
Yapım Yılı: 2008
Yorum: Mutlaka
izleyin. Ancak filmden fazla etkilenmeyin lütfen.
Rainer Wegner,
öğrencilerinin ilgisizliği üzerine, dikkatlerini çekmek için bir deney yapmaya
karar verir:
Öğrencilerinden kendisini liderleri olarak kâbul etmelerini ve
kendisine Mr. Wegner diye hitap etmelerini ister.
“Disiplin
aracılığıyla güç” sloganını seçer, bir logo yaratır ve gizli bir işaretle
iletişim kuran bu gruba “The Wave” adını verir.
Grup giderek kontrolden
çıkar ve kısa sürede farklı boyutlara ulaşır. Alman yönetmenden Nazizm adı
geçmeyen bir Nazizm anlatısı...
Alexandra
Yönetmen: Aleksandr Sokurov
Oyuncular:
Galina Vishnevskaya, Vasily Shevtsov, Raisa
Gichaeva...
Tür: Dram
Yapım
Yılı: 2008
Yorum: Konusu iyi mutlaka izleyin ama
bir Türk filminden beklediğinizden fazlasını beklemeyin.
Subay torununu
görmek için 7 yıl sonra Çeçenistan’daki Rus askeri üssüne gelen Alexandra adlı
yaşlı kadın burada birkaç gün geçirir ve yerel halkın hakaretlerine maruz kalır.
Sonra “Erkekler düşman olabilir ama biz kardeşiz” diyen ve küçük bir
dükkân işleten Malika’yla arkadaş olur.
Film, iyiliğin ve kötülüğün
doğasına dair incelikli bir keşif yolculuğu.
Karamel (Caramel)
Yönetmen: Nadine Labaki
Oyuncular: Nadine
Labaki, Yasmine Elmasri, Joanna Moukarzel...
Tür: Komedi / Romantik
Yapım
Yılı: 2007
Yorum: Festivalde seyretmediyseniz bu
kez kaçırmayın.
Beyrut´ta yaşayan beş Lübnanlı kadının günlük
hayatlarından kesitler üzerine kurulan bir Romantik
Komedi.
Beş kadın, düzenli
olarak bir güzellik salonunda buluşur, sohbet eder, birbirlerine sırlarını
açarlar.
Her seans bir araya gelen Layale, Nesrin, Rima, Jamale ve
Rose, erkekler, cinsellik ve annelik üzerine kendi yorumlarını getireceklerdir.
İstanbul Film Festivali´nin açılış
filmi olduğunu aklınızdan çıkartmayın.
Kırmızı Balonun Yolculuğu
(Le Voyage du Ballon Rouge)
Yönetmen: Hsiao-hsien
Hou
Oyuncular: Juliette Binoche, Hippolyte Girardot, Anna
Sigalevitch...
Tür: Dram
Yapım Yılı:
2007
Yorum: Filmin Fransızca olduğuna bakmayın, Tayvanlı
usta yönetmenin sanatını mutlaka izleyin.
Kırmızı Balon´un Yolculuğu (Le
Voyage du Ballon Rouge), Tayvanlı usta yönetmen Hou Hsiao-Hsien´in Batı´da
gerçekleştirdiği ve Fransızca çektiği ilk filmdir.
Filmin adından da
anlaşılacağı gibi, yönetmen Albert Lamorisse´in tüm dünyada çok sevilen 1956
yapımı kısa metraj filmi Kırmızı Balon´dan esinlenmiştir. Yalnız bir çocuğun
peşinde Paris sokaklarında gezinen gizemli kırmızı balon, Hou´nun öyküsünde
belki de aynı sokakları 50 yıl sonra geçer ve kırık yaşamlara, parçalanmış
ailelere, büyük ve kalabalık bir şehrin kalbindeki ıssızlığa tanıklık
eder.
Kırmızı Balon´un peşine takıldığı küçük Simon (Simon Iteanu)
annesi Suzanne (Juliette Binoche) ile tek odalı bir dairede yaşar. Bir kukla
tiyatrosunda ses sanatçılığı yapan Suzanne, çocuğunu yalnız yetiştirmenin
getirdiği baskıyı göğüslemeye çalışır.
Simon´a bakması için Song adında
Sinema öğrencisi Çinli bir kız
bulur. Suzanne, ara sıra oğlunu ihmal ettiğini hatırlar ve suçluluk duygusuyla
onu şımartır. Ancak aşağı kattaki kiracısı ve ayrıldığı eşi ile yaşadığı
sorunlar, oğlunun duygusal dünyasını anlama çabalarını gölgeler.
Münferit
Yönetmen: Dersu Yavuz Altun
Oyuncular:
İdil Fırat, Ali Erkazan, Mahir İpek...
Tür:
Dram
Yapım Yılı: 2007
Yorum: Haftanın
tek Türk filmi... Et kokarsa tuzlarsınız, ya tuz kokarsa?
Deniz altında
bir arabadan çıkarılan iki erkek cesedi ve yol ortasında ağır yaralı bulunup
hastanede ölen iki çocuk cesedi olmak üzere dört ceset vardır.
Şirin
kasabada yaşayan onlarca genç kadına da tecavüz
edilmiştir.
tecavüz edilen kadınlardan biri,
Aylin öğretmen sorgulandıkça geçmişe dönülür ve cesetler arasındaki ilişkiler
yavaş yavaş ortaya çıkar.
Ancak ortaya asla çıkmaması gereken sırlar da
vardır.
Oyuncular:
İdil Fırat, Ali Erkazan, Mahir İpek...
Tür:
Dram
Yapım Yılı: 2007
Yorum: Haftanın
tek Türk filmi... Et kokarsa tuzlarsınız, ya tuz kokarsa?
Deniz altında
bir arabadan çıkarılan iki erkek cesedi ve yol ortasında ağır yaralı bulunup
hastanede ölen iki çocuk cesedi olmak üzere dört ceset vardır.
Şirin
kasabada yaşayan onlarca genç kadına da tecavüz
edilmiştir.
tecavüz edilen kadınlardan biri,
Aylin öğretmen sorgulandıkça geçmişe dönülür ve cesetler arasındaki ilişkiler
yavaş yavaş ortaya çıkar.
Ancak ortaya asla çıkmaması gereken sırlar da
vardır.
Etiketler:
Jet Li,
Micheal Angorano,
sinema,
Yasak Kırallık
Nasreddin Hoca 800. yaşında

Nasreddin Hoca´nın 800. Yılı İngiltere´de kutlanıyor.
Bu yıl Hackney Eğitim Müdürlüğü ikincisi düzenlenen ´Türk, Kürt ve Kıbrıslı Türkler´ haftası kapsamında Nasrettin Hoca kitap dizisi her okula bir ders programı ile birlikte yollanıyor. Ayrıca, 9–13 Haziran ayında Hakcney okullarında Nasrettin Hoca´nın 800. doğum günü kutlanacak. Okullara Hackney Eğitim Müdürlüğü tarafından bir kaynak paketi yollanıyor. Bu kaynakların içinde Nasrettin Hoca kitap serisiyle birlikte Nasreddin Hoca’nın 2 hikâyesini konu alan ders programları, Türkiye konulu ders programı, 5 sarıçiçek çocuk şarkısı yer alacak. Programda, okullarda N. Hoca gösterileri, halk oyunları, müzik, Hacivat Karagöz gösterileri, Türk yemekleri, Türkiye ve Kıbrıs konulu, velilerin hazırladıkları sergiler de var. Türk Haftası’nın amacı, öğrencilerin okullarda birbirlerinin Kültürlerini öğrenmeleridir. Bu amaçla ´farklı Kültürleri içeren müfredat/culturaly inclusive curriculum´ kapsamında hazırlanmış bir program geliştirilmiş. İngiltere´de farklı Kültürlerden gelen öğrencilerin kendi Kültürlerinin okul müfredatında yer alması öğrencinin motivasyonunu ve dolayısıyla başarısını artıracağı için bu çalışmalara özel bütçeler ayrılmış.
Hackney´de İngilizceden sonra ikinci dil Türkçe.Dolayısıyla okullar iki dilli kitaplar alırken Türkçe- İngilizce kitaplara öncelik veriyor. Birçok okulda öğrenciler için ücretsiz Türkçe dersleri veriliyor. Önümüzdeki hafta okullara yollanacak kitaplar sadece Türk haftasında okutulmak için değil kalıcı kaynak olarak kullanılması için okullarda kalacak. BBC´nin çocuklara yönelik CBBC web sitesinde de bir Nasreddin Hoca hikâyesi yer alıyor. Bu hikâye aynı zamanda okullardaki ders programına alınmış.
Heyamola Yayınları tarafından yayınlanan, 6,7,8 yaş gruplarına yönelik iki dilli Kazanımlar Dizisi de Londra’daki devlet okullarında okutulacak. Bu dizi kapsamında Heyamola Yayınları tarafından yayınlanan ve Türkiye’de de satışa sunulan ´Ceren´in Kitap Sevgisi´ adlı kitap, 2007 yılında iki dilli kaynak kitap olarak Hackney Belediyesi tarafından tüm okullara gönderildi. Söz konusu kitap, okul öncesi Eğitim merkezlerinde/Children Centre ebeveynlerin çocukları ile kitap okumalarını özendirmek için kitap yaygın olarak kullanılmaya başlandı ve halen kullanılmaktadır.
Kitap sadece ana dili Türkçe olan çocuklar için değil tüm çocuklar ve ailelerle olan okuma alışkanlığını kazandırma çalışmaları kapsamında kullanılmaktadır. Aynı kitap ´Ebeveynlik´ kurslarına katılan ve ana dili Türkçe olan çocukların ailelerine kendi dillerinde kitap okumaları için hediye edilmektedir.
Külleri boğaza serpilecek

Leyla Gencer´in cenazesi, vasiyeti doğrultusunda yakılarak Ortaköy’den Boğaz sularına serpilecek.
20. yüzyılın en büyük divalarından Leyla Gencer, 10 Mayıs Cumartesi günü Milano’daki evinde solunum ve kalp yetmezliğinden yaşamını yitirdi. Gencer, 1928 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Belediye Konservatuarı’nda başladığı şan Eğitimine İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ve Apollo Granforte ile devam etti. Leyla Gencer sanat hayatına ilk adımı 1950 yılında Ankara Devlet Operası sahnesinde Mascagni’nin Cavalleria Rusticana eserindeki Santuzza rolüyle attı.
Leyla Gencer’in 1954 yılında Napoli’deki Santa Carla Tiyatrosu’nda “Madame Butterfly” operasıyla başlayan uluslararası platformdaki opera serüveni 1957 yılında Milano’da La scala Operası’nda ilk kez sahneye çıktığında seslendirdiği Poulenc’in Les Dialogues de Carmelites operasındaki rolüyle kazandığı başarıyla doruğa yükseldi. ADINA MÜZE YAPILACAK Dünyanın bütün ünlü opera sahnelerinde “La Diva Turca” olarak alkışlanan ve büyük başarılara imza atan Leyla Gencer 1980 yılında sahneleri bıraktığı güne kadar dorukta kaldı.
Opera tarihinin gelmiş geçmiş en büyük divalarından olan Leyla Gencer hayatının son yıllarını Milano’da La Scala Operası’nda opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmeni olarak, genç şancıları yetiştirmeye adadı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Mütevelliler Kurulu Başkanı olan Leyla Gencer 1995 yılından beri düzenlenen “Leyla Gencer Uluslararası Şan Yarışması” yla opera dünyasına yeni yetenekler kazandırmaya devam ediyOrdu. Leyla Gencer’in cenazesi yarın Milano’da La Scala Operası’nın Santa Babila Kilisesi’nde düzenleyeceği bir törenden sonra vasiyeti doğrultusunda yakılmak üzere krematoryuma götürülecek. Leyla Gencer’in külleri daha sonra İstanbul’a getirilerek yine kendi vasiyetiyle Ortaköy’de yapılacak bir törenle Boğaz sularına dökülecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yeni yapılmakta olan merkezinde sanatçının vasiyeti üzerine bir “Leyla Gencer Müzesi” oluşturulacak KARİYERİ ÖDÜLLERLE DOLU Opera repertuarı 34 bestecinin 70’in üzerinde operasından oluşan Leyla Gencer 1988 yılında sunulan “Devlet Sanatçısı” ünvanının yanı sıra, en sonuncusu 2007’de İtalya’da aldığı Caruso Ödülü’ne kadar pekçok önemli opera ödülünün de sahibiydi.
Recep İvedik 3 film doğurdu

Recep İvedik 3 film doğurdu...
Recep İvedik´in yapımcısı Faruk Aksoy, hasılattan eline geçen parayla üç film çekecek...
Dört milyon iki yüz bin kişi tarafından izlenen
Şahan Gökbakar'ın 'Recep İvedik'i üç film doğurdu! Filmin ortak yapımcısı Faruk
Aksoy, hasılattan payına düşen parayla üç yeni projesini hayata geçirmek için
kolları sıvadı.
Günaydın'ın haberine göre, filmlerden ilki 'Recep İvedik
2'. Diğeri büyük ihtimalle adı değişecek olan '4-4-2'... Senaryosu ve oyuncu
kadrosu kesinleşen üçüncü film ise 'Avanak Kuzenler'. Eylülde vizyona girecek
olan filmde Cansu Dere ve Yağmur Atacan başrolleri
paylaşacak.
ELEŞTİRMENLERE ELEŞTİRİ!
Sinemadan kazandığını yine Sinemaya yatırdığını söyleyen
yapımcı Faruk Aksoy, yeni projelerini anlatırken eleştirmenlere yüklendi: Birçok
eleştirmenin yerin dibine soktuğu 'Recep İvedik' hem iki filmin planlanandan
önce gösterime girmesine hem de yeni Sinemacılara olanak sağlanmasına
neden oldu. Bol bol yerin dibine sokacakları iki film daha çekerek
eleştirmenlerin varlıklarını sürdürmelerine yardımcı olacağız!
O... Çocukları!

Haftanın tek yerli yapımı olan "O... Çocukları" ve 5 yeni film Sinemalarda seyircisini bekliyor.
O.. Çocukları
Yönetmen: Murat Saraçoğlu
Oyuncular: Altan Erkekli, Özgü Namal, Şevket Çoruh, Demet Akbağ...
Tür: Komedi / Dram
YapımYılı: 2008
12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra siyasi suçlu olarak aranan bir karı-koca yurtdışına kaçmaya karar verir. Ama çocukları bu konuda onlar için en büyük engeldir. Yurtdışına kaçmadan önce çocuklarını bırakacakları güvenli bir yer ararlar.
Çift sonunda çocuklarına ´en güvenli yer´ olarak ´Mehtap Anne´nin yuvasını seçer. Onların çocuklarını bıraktıkları yer aslında eski bir hayat kadını olan ´Mehtap´ın bu işi bıraktıktan sonra halen hayat kadınlığını sürdürenlerin çocuklarını bıraktıkları ´Emanetçi Anne´ evidir...
Karı-koca yurtdışına kaçtıktan bir müddet sonra çocuklarını alması için bir İtalyan kızı Türkiye´ye gönderir. İtalyan kız, ´Emanetçi Anne´ye bırakılan çocuğu alıp anne - babasının yanına götürmek isterken kendini bir dizi ilginç olayın içinde bulur.
Asla Pes Etme
(Never Back Down)
Yönetmen: Leon Ichaso
Oyuncular: Djimon
Hounsou, Leslie Hope, Sean Faris...
Tür:
Aksiyon
Yapım Yılı: 2008
12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra siyasi suçlu olarak aranan bir karı-koca yurtdışına kaçmaya karar verir. Ama çocukları bu konuda onlar için en büyük engeldir. Yurtdışına kaçmadan önce çocuklarını bırakacakları güvenli bir yer ararlar.
Çift sonunda çocuklarına ´en güvenli yer´ olarak ´Mehtap Anne´nin yuvasını seçer. Onların çocuklarını bıraktıkları yer aslında eski bir hayat kadını olan ´Mehtap´ın bu işi bıraktıktan sonra halen hayat kadınlığını sürdürenlerin çocuklarını bıraktıkları ´Emanetçi Anne´ evidir...
Karı-koca yurtdışına kaçtıktan bir müddet sonra çocuklarını alması için bir İtalyan kızı Türkiye´ye gönderir. İtalyan kız, ´Emanetçi Anne´ye bırakılan çocuğu alıp anne - babasının yanına götürmek isterken kendini bir dizi ilginç olayın içinde bulur.
Asla Pes Etme
(Never Back Down)
Yönetmen: Leon Ichaso
Oyuncular: Djimon
Hounsou, Leslie Hope, Sean Faris...
Tür:
Aksiyon
Yapım Yılı: 2008
Yeni başladığı lisede, kendini bir tür dövüş kulübünün içinde bulan Jake´in rakibini alt etmekten başka çaresi kalmaz...
Üç Haydut
(Tree Robbers)
Yönetmen: Hector Babenco
Tür:Animasyon
Yapım Yılı: 2007
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, karanlık ormanlarda üç haydut yaşarmış. Uzun kara şapkaları ve maskeleri ile yol keser, at arabalarını soyarlarmış.
Biri atların gözüne karabiber üfler, biri arabaların tekerleklerini kırar, diğeri ise tüfeği ile yolcuları korkuturmuş.
Bir gün karşılarına çıkan arabada çalacak hiçbir şey bulamayınca, arabanın küçük yolcusu Tiffany’yi kaçırmışlar. Ve işte asıl macera o zaman başlamış, çünkü küçük yetim Tiffany kaçırıldığına korkmamış, aksine yetimhane yolunda yeni bir aile buldum diye sevinmiş.
Yanlarında Tiffany ile mağaralarına geri dönen Üç Haydut ise, hayatlarının hiç tahmin etmedikleri şekilde değişeceğinin henüz farkında bile değilmiş.
Üç Haydut
(Tree Robbers)
Yönetmen: Hector Babenco
Tür:Animasyon
Yapım Yılı: 2007
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, karanlık ormanlarda üç haydut yaşarmış. Uzun kara şapkaları ve maskeleri ile yol keser, at arabalarını soyarlarmış.
Biri atların gözüne karabiber üfler, biri arabaların tekerleklerini kırar, diğeri ise tüfeği ile yolcuları korkuturmuş.
Bir gün karşılarına çıkan arabada çalacak hiçbir şey bulamayınca, arabanın küçük yolcusu Tiffany’yi kaçırmışlar. Ve işte asıl macera o zaman başlamış, çünkü küçük yetim Tiffany kaçırıldığına korkmamış, aksine yetimhane yolunda yeni bir aile buldum diye sevinmiş.
Yanlarında Tiffany ile mağaralarına geri dönen Üç Haydut ise, hayatlarının hiç tahmin etmedikleri şekilde değişeceğinin henüz farkında bile değilmiş.
Seslendirenler : Erwin Leder, Joachim Król,
Katharina Thalbach, Bela B. Felsenheimer, Elena Kreil, Konstantin Seldenstücker,
Maximilian Roca Jungfer
Katharina Thalbach, Bela B. Felsenheimer, Elena Kreil, Konstantin Seldenstücker,
Maximilian Roca Jungfer
Beni Orada Arama
(I´m Not There)
Yönetmen: Todd Haynes
Oyuncular: Heath
Ledger , Cate Blanchett , Christian Bale , Richard
Gere...
Tür: Biyografi / Dram
Yapım Yılı: 2007
Oyuncular: Heath
Ledger , Cate Blanchett , Christian Bale , Richard
Gere...
Tür: Biyografi / Dram
Yapım Yılı: 2007
Rock müzik ilâhı şarkıcı ve söz yazarı Dylan’ın hayatının yedi farklı dönemi, aralarında kadın oyuncuların da yer aldığı altı kişilik bir oyuncu kadrosu tarafından canlandırılıyor.
Hep Seni Aradım
(Wicker Park)
Yönetmen: Paul McGuigan
Oyuncular: Josh
Hartnett, Rose Byrne, Diane Kruger, Matthew
Lillard...
Tür: Dram / Romantik
Yapım Yılı: 2004
Hep Seni Aradım
(Wicker Park)
Yönetmen: Paul McGuigan
Oyuncular: Josh
Hartnett, Rose Byrne, Diane Kruger, Matthew
Lillard...
Tür: Dram / Romantik
Yapım Yılı: 2004
Şikago’nun Wicker Park bölgesinde yaşayan Matthew bir gün çalıştığı işyerinin penceresinden karşı kaldırımda en yakın arkadaşı Luke’a ait ayakkabı dükkânının vitrinine bakan bir kız görür.
Artık
Matthew onunla tanışmak için her yolu deneyecektir ancak bu ilişkinin bütün yaşamını etkileyeceğinden haberi yoktur.
Artık
Matthew onunla tanışmak için her yolu deneyecektir ancak bu ilişkinin bütün yaşamını etkileyeceğinden haberi yoktur.
Matthew ve Lisa birbirlerine aşık olurlar ve kader ağlarını örmeye başlar.
şantaj
(Deception)
Yönetmen: Marcel Langenegger
Oyuncular:
Ewan McGregor , Hugh Jackman , Michelle Williams...
Tür:
Aksiyon / Drama
Yapım Yılı: 2008
Günde on sekiz saat çalışan güçlü Borsa simsarlarının kişisel hayatları çok kısıtlıdır.
Onlar için “Liste” adında bir tür seks kulübü vardır ve cep telefonundan arayıp, dört kelime söylemeleri cinsel açıdan doyurucu bir gecenin başlangıcı olabilmektedir.
Borsa simsarlarından Jonathan’ın, son derece çekici ve gizemli bir kadınla girdiği ilişki, onu hayal bile edemeyeceği bir ihanet ve cinayet dünyasının içine
şantaj
(Deception)
Yönetmen: Marcel Langenegger
Oyuncular:
Ewan McGregor , Hugh Jackman , Michelle Williams...
Tür:
Aksiyon / Drama
Yapım Yılı: 2008
Günde on sekiz saat çalışan güçlü Borsa simsarlarının kişisel hayatları çok kısıtlıdır.
Onlar için “Liste” adında bir tür seks kulübü vardır ve cep telefonundan arayıp, dört kelime söylemeleri cinsel açıdan doyurucu bir gecenin başlangıcı olabilmektedir.
Borsa simsarlarından Jonathan’ın, son derece çekici ve gizemli bir kadınla girdiği ilişki, onu hayal bile edemeyeceği bir ihanet ve cinayet dünyasının içine
Üç maymun sınıfı geçti

Nuri Bilge Ceylan´ın Cannes Film Festivalinde yarışan "Üç Maymun" adlı filmine Fransız basını övdü yağdırdı.
Fransız basınında yer alan haberlerde, Nuri Bilge Ceylan´ın 61. Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye için yarışan Üç Maymun adlı filmi hakkında genelde olumlu yorumlar yapıldı. Le Figaro Gazetesi, Ceylan´ın tarzını Fransızların ünlü yönetmeni Maurice Pialat´nın tarzına benzetti. Gazete, Ceylan´ın, Pialat gibi karakterlerin insani izlerini ortaya çıkartmaya çalıştığını belirtti. Gazete, Pialat´nın filmleri gibi, Ceylan´ın filminden çıktıktan sonra kendinizi şok olmuş gibi hissediyorsunuz ifadesini kullandı. Liberation Gazetesiyse Ceylan´ı İngmar Bergman´a benzetti. Gazete, bununla birlikte garip bir estetik kullandığını ifade ettiği Ceylan´ın kötü renkler seçtiği yorumunu yaptı. Gazete, Filmden çıktıktan sonra kendinizi kötü hissediyorsunuz, gidip hemen duş almak ihtiyacı hissediyorsunuz ifadesini kullandı.
Parisien Gazetesi, Nuri Bilge Ceylan´ın Cannes Festivalinin iyi talebelerinden biri ve teknik olarak da mükemmel bir kadraja sahip olduğunu belirtti, ancak filmin yavaş bir tempoda olduğu yorumunu yaparak kötü not verdi. L´Humanite Gazetesiyse Boğaziçi´nin kıyısında Cehovvari bir dram başlığıyla verdiği yorumda, film hakkında olumlu yorumlarda bulundu. Bu arada festival bünyesinde çıkan Screen dergisinin festival için oluşturduğu jüri, son dört gün içinde gösterilen filmler arasında en yüksek notu Ceylan´ın filmine verdi. Farklı ülkelerden 10 eleştirmenin bulunduğu jürinin, Ceylan´ın filmine 5 üzerinden ortalama 2.8 puan verdiği görüldü. Dergi jürisi, festivalin açılışında gösterilen Blindness filmineyse ortalama 1.4 puan vermişti.
Mor ve Ötesi´ne büyük ilgi
Mor ve Ötesi grubu, provalarını yoğun bir şekilde sürdürürken, delegasyonların partilerini de ziyaret ediyor.
Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da yapılacak 53. Eurovision Şarkı Yarışmasında Türkiye’yi temsil edecek Mor ve Ötesi grubu, provalarını yoğun bir şekilde sürdürürken, delegasyonların partilerini de ziyaret ediyor. Yunanistan delegasyonunun verdiği partide Mor ve Ötesi’nin solisti Harun Tekin’in canlı olarak söylediği Deli adlı yarışma şarkısı, partide bulunan fan kulübü üyeleri ve delegasyonlar tarafından büyük ilgi ve alkışla karşılandı.
Partinin evsahibi Yunanistan’ın Eurovision temsilcisi sanatçı Kalomira, Harun Tekin’i kucaklayarak büyük ilgiyle karşıladı. Yunanistan’ın partisinden sonra Azerbaycan’ın partisine geçen Türk delegasyonu, Azerbaycan delegasyonunda sıcak bir şekilde karşılandı. Yemekli ve içkili partide, Azerbaycan’ın şarkıcıları Elnur ve Samir, Ukrayna’lı kadın dansçılarla seyircileri coşturdu. Bu arada yarışma öncesi ikinci kez bir basın toplantısı düzenleyen Mor ve Ötesi grubu, canlı olarak sunduğu Bir Derdim Var şarkısıyla basının ilgisini çemeyi başardı.
Tolga Çevik, Okan´a cevap verdi
Okan´a Komedi Dükkanı´ndan cevapKomedi Dükkanı formatının kendisine ait olduğunu söyleyen Okan´a Tolga Çevik´ten yanıt...
Okan Bayülgen bir süre önce Komedi Dükkanı programı aleyhinde dava açmış ve program formatının kendisine ait bir projeden esinlendiğini iddia etmişti… Okan’ın bu davasından sonra ilk kez konuşan Tolga Çevik, “Benzetme sevdalısı bir ülke olduğumuz için programımın birine benzetmesi gayet normal. Ama Komedi Dükkanı programını illa bir programa benzetilmek isteniyorsa 1989’da Amerika’da yapılmış bir televizyon programına benzetilsin. Çünkü biz formatımızı oradan esinlenerek belirledik” dedi…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)