8 Temmuz 2008 Salı

"Derin Devlet" Komplolarının Kronolojik Analizi

"Derin Devlet" Komplolarının Kronolojik Analizi

1990-2008 yılları arasında yaşanan suikastlarDerin Şifreler, Türkiye´nin 90´lı yıllarla birlikte içine girdiği ve bir türlü etkisinden kurtulamadığı fetret dönemine ilişkin suikast ve kitlesel olayların şifrelerini veriyor. ´Karanlık Güçlerin´ istikrarı bozmak adına düzenlediği provokatif eylemlerin tarihleri ve birbirleriyle olan bağlantılarına dikkat çeken Derin Şifreler, 1990-2008 yılları arasında yaşanan suikast ve kitlesel eylemlerin fotoğraf karelerini birleştirerek, hedefteki ´bütünü´ gözler önüne seriyor.

Türkiye´nin yakın tarihine damgasını olaylarDerin Şifreler´de Türkiye´nin yakın tarihine damgasını vurmuş, 28 Şubat Süreci, Susurluk Kazası, yerli istihbarat birimleri arasındaki örtülü mücadele, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Orgeneral Eşref Bitlis, Ahmet Cem Ersever suikastları, Ergenekon Operasyonu ve Danıştay Saldırısı ile Sivas, Başbağlar ve Gazi Olaylarının yanı sıra; Doğu Perinçek, Tarık Ümit ve ´Yeşil´ kod adlı Mahmut Yıldırım hakkında da yeni ve ilginç bilgilerin analizi yapılıyor. Bu kitapta Türkiye´de yaşanan ve birbirinden bağımsızmış gibi görünen suikast ve kitlesel eylemlerin, aslında birbirleriyle ne kadar bağlantılı olduğunu hayretle okuyacaksınız.

Uzun yıllardan beri ülkemizde bir ´Derin Devlet´ tartışmasıdır sürüp gidiyor. Ne var ki, şu ana kadar bu ´Derin Devlet´in adını hiç kimse ortaya koyamadı. Derin Devletin adına, kimileri Özel Harp Dairesi, kimileri Kontrgerilla, kimileri Ergenekon, kimileri JİTEM, kimileri de ´Gladio´ dedi. Ancak sahibi tarafından bu isimlerin hiç biri kabul edilmedi. Böyle bir örgütlenmenin var olduğu belgelenemedi. Çünkü her şeyden önce ´Derin Devlet´ kavramının soyut bir kelime olduğu da unutuluyordu. Bu kitap ne derin devletin peşine düşmekte, ne de ´Derin devletin´ adını koymakta. Özellikle hiçbir kurum ve kuruluşu zan altında bırakmadan, ayrı ayrı zamanlarda meydana gelen olayların birbirleriyle bağlantılarını ortaya koyarak, okuyucunun belirli bir sonuca varmasını hedeflemektedir. Çünkü bir olayın kimler tarafından yapıldığı belgelerle ortaya konulamıyorsa, yapılacak tek şey, o olayın neden ve sonuçlarını araştırarak, kimler lehine geliştiğine bakmaktır.

‘Derin olayların’ kimler tarafından ve niçin yapıldığını anlayabilmek için sadece bir olaya takılıp kalmak, konuyu gereksiz detaylarla teferruatlandırmak, olayı içinden çıkılmaz bir hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Kitapta, Türkiye’nin bir dönemine damgasını vuran ‘karanlık’ olayları tek tek ele alarak, birbirleri arasındaki benzerlikleri, bağlantıları ve zamanlamalarındaki ilginçliği ortaya koyuluyor. Kitapta yer alan her bir konunun, yüzlerce sayfalık birer kitap olabileceğinden de şüphe yok. Ancak eğer bir ‘karanlıklar devrini’ ortaya çıkarmak, en azından bu konuda bir fikir vermek istiyorsanız, bütünün parçalarını toplamanız gerekiyor.

Eğer bütün bir resmin parçaları tek tek legoların üzerinde kalmışsa, yapılacak tek şey; ana resmi görebilmek için legoları birleştirmek olacaktır. 1990 yılında başlayan faili meçhul cinayetler zinciri, Susurluk tartışmaları ve 28 Şubat sürecinde yaşanan gelişmelerin şifreleri çözüldüğünde, ana resmin kendiliğinden ortaya çıkacağını göreceksiniz. Bu resmin adına siz ister ‘derin devlet’, ister ‘Ergenekon’ ister ‘Kontrgerilla’, isterseniz ‘Gladio’ deyin.

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Çok satan kitaplar

Geçtiğimiz Mayıs ayında Türkiye hangi kitapları okudu?

Geçtiğimiz ay Türkiye’ hangi kitapları okudu? sizin için Mayıs ayında kitapçılar, dağıtım firmaları ve internet’ten en çok satılan kitaplar listesini hazırladık.

Geride bıraktığımız Mayıs ayında Yaşar Nuri Öztürk’ün “Allah İle Aldatmak” kitabı en çok satanlar listesinde ilk sırayı aldı.

Polemiklerin efendisi Soner Yalçın, son kitabı “Siz Kimi Kandırıyorsunuz” ile geçen ay en çok okunan ikinci kitap oldu.

Edebiyat dünyamızın saygın isimlerinden Murathan Mungan 16 hikayeden oluşan yeni kitabı “Kadından Kentler” ile çok okunanlar listelerinde üçüncü sırada yer aldı.

1- Allah İle Aldatmak - Yaşar Nuri Öztürk - Yeni Boyut

Konusu: Allah ile aldatmak; dini; çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından ne dini vardır ne de imanı. Onun dini-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.

2- Siz Kimi Kandırıyorsunuz! - Soner Yalçın - Doğan Kitap

Konusu: Ülkelerin geçmişi ile bugünü arasında benzerlikler şaşırtıcıdır. 30 Mayıs 1876 askeri darbesiyle tahttan indirilen Abdülaziz´in başına gelenler ile Cumhuriyet döneminde ağır Ekonomik kararlar alan Hükümetlerin başına gelenler benzerdi. Yakın tarihin gayrı resmi notlarında gerçeklerle yüzleşmeye hazırmısınız.

3- Kadından Kentler - Murathan Mungan - Metis Kitap

Konusu: Kadından Kentler, Murathan Mungan’ın 16 kentte geçen 16 hikâyeden oluşan yeni kitabı. İçinde İzmir, Adana, Trabzon, Bursa, Amasya, Ankara, Samsun, Sinop, Afyon/Denizli, Kırşehir, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Gümüşhane, Mersin, Istanbul gibi kentlerde geçen on altı öykü yer alıyor.

4- Empati - Adam Fawer - April

Konusu: Olasılıksız´ın yazarı Adam Fawer´ın yeni kitabı Sadece ´isteklerinizin´ tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın. Edebiyat, bilim ve felsefe ruhunuza akacak, okudukça bağlanacak, bağlandıkça okuyacaksınız...

5- Diriliş - Çanakkale 1915 – Turgut Özakman – Bilgi yayınevi

Konusu: Çanakkale’yi, Milli Mücadele’nin bir alternatifi gibi gösteriyorlar. 18 Mart çok uzun yıllardan beri kara ve deniz savaşlarının ortak Çanakkale günüydü. Son zamanlarda bu deniz zaferi günü gibi kutlanıyor, çünkü orada Atatürk yok. Çanakkale’de mucizeler yaratmaya, hurafeye gerek yok. Çanakkale’nin kendisi mucize. Onca yokluğa rağmen kendisi mucize.

6- Allah’sız Müslümanlık – Ömer Lütfü Mete – Profil Yayınları

Konusu: Müslümanlık, kişi için huzur ve mutluluk sağlayan bir tercih değil de, “Ürkütücü bir Tanrı’nın koyduğu külfetler bütünü” şeklinde yaşanırsa bu, gerçek bir dinin hedefleyebileceği durum olamaz.

7- –Şamil Tayyar - Timaş Yayınları

Konusu: Dağlıca Baskını’nda Türk Milleti’nin kafasını karıştıran soru işaretlerini gün gün takip eden ve askerlerden komutanlara kadar çatışmaya katılan kişilerle görüşen Gazeteci Şamil Tayyar, bu yazışmaları ve çatışmanın olduğu bölgeye ait özel belgeleri ilk kez açıklıyor.

8- Olasılıksız – Adam Fawer – April Yayıncılık

Konusu: Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘Olasılıksız’ tam size göre bir roman..

9- Limit Sizsiniz – Mümin Sekman - Alfa

Konusu: Kitabın temel mesajı şöyle özeleniyor: Önce kendi kanatlarına güven! Büyük başarı kalpten gelir, beyinde büyür, ellerden hayata akar!

Şiddetin Karanlık Dünyası


"Türklük ve Kürtlük", meselesine insani ve entelektüel bir bakış.

Türkiye’de Kürt sorunu tartışılırken, genellikle gözden kaçan bir nokta var: Siyasi kavramlar, sosyolojik analizler ve teoriler eşliğinde tartıştığımız bu meselenin genellikle ‘insanî’ boyutunu göz ardı ediyoruz.

Mümtaz’er Türköne’nin bugünlerde yayımlanan Türklük ve Kürtlük adlı kitabı, bu bakımdan farklı bir gözle okunmayı, değerlendirilmeyi hak eden bir eser. Kitabın önsözünde Mümtaz’er hoca da gözden kaçan insanî dramları yüzümüze çarpan bir anekdot aktarıyor: “Zaman Gazetesine, Kürt sorunu hakkında yazdığım yazılardan biri üzerine, Muğla’da üniversite öğrencisi olan bir Kürt gencinden kısa bir mail gelmişti: Ben, anadile saygıdan ve farklı bir ana dil ile büyüyenlerin toplum içinde çektiği zorluklardan bahsediyor ve ancak empati duygusu ile bazı şeyleri kavrayabileceğimizden bahsediyordum. Genç ise adeta, ‘sizin söyledikleriniz de bir şey mi?’ der gibi, sırf ana dili Türkçe olmadığı için karşılaştığı bir felaketi anlatıyordu. Anlattığı şey gerçekten de, bir delikanlının başına gelebilecek benim ise aklımdan hiç geçmeyecek bir felaketten başka bir şey değildi. Kürt genci üniversitede okurken bir Türk kızına âşık oluyor. Sırf duygularını Türkçe olarak yeteri kadar ifade edemeyeceği korkusuyla aşkını itiraf edemiyor. Bana, ‘İçine düştüğüm bunalımı anlayabiliyor musunuz?’ diye soruyordu.”

Bütün sorunları ipotek altına alan sorun

Böylesine iç burkan bir dramdan ele alan kitap, sağlam mantık kurgusuyla Türkiye’nin bütün sorunlarını ipotek altına alan Kürt sorununa çözüm önerileri getiriyor. ‘Tek Bayrak Tek Devlet’ söyleminden ‘Kürt sorununa gelene kadar hangi yolların/engellerin aşılmaya çalışıldığını anlatıyor. 12 Eylül sonrası yaşananların anlatımı kitabın merkezini oluştursa da, bu sorunun miladına dair söylenmesi gerekenleri de unutmamış Türköne. Ankara ve Diyarbakır’ın şehir olarak siyasal portresini çizen yazar, ‘Kürt Realitesi’nden Kürt Sorunu’na gelinen noktada İstanbul’un çözüm modeli olabileceği tezini öne sürüyor. Dokuz bölümden oluşan kitabın her bölümünde Türköne’nin uzun yıllar kafa yorduğu bu sorun üzerine birikimini görmek mümkün. Türköne, güncelden yola çıkarak on yıllara yayılmış bu sorunu gereği gibi analiz edebilmek için ‘resmin bütünü’nü görmeyi başarıyor.

“Terör Sorunu’ndan Kürt Sorunu’na” başlıklı ilk bölümde Türköne, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne, vardığımız noktada, üniformalı ‘milli birlik ve bütünlük’ yorumundan vazgeçmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Türköne, bu bölümde, Kürt sorununu üç ayak üzerinde konuşmak ve tartışmak gerektiğini söylüyor ki bu öneri Türköne’nin meseleye bakışını da özetliyor: Birinci adım, herkesin soruna demokrasi ve hukuk içinde çözüm araması gerektiği ve Terörün koşulsuz olarak reddedilmesi. İkinci adım, Kültürel hakların evrensel standartlarda tanınması ve hatta pozitif ayrımcılığın tartışılması. Kürt siyaseti yapanların, Türkiye Cumhuriyeti devletinin toprak bütünlüğü ve egemenlik hakları ile bunların bayrak gibi sembolleri konusunda gösterecekleri hassasiyet ise üçüncü adımı oluşturuyor. Mümtaz’er Türköne, böylelikle, Kürt sorununda çözüme doğru atılacak büyük adımın temel etkenlerini de belirlemiş oluyor.

Kitapta ilgi çeken bölümlerden biri de “Şiddetin Karanlık Dünyası” adını taşıyor. Türköne, bir taraftan gelecek yasaklama ve baskının öteki taraftan gelecek şiddete dönüştüğünü, bu kısırdöngünün sorunun çözülmesi bir yana, meseleyi iyice içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini -haklı olarak- yeniden hatırlatıyor. Türklük ve Kürtlük kitabında değinilmemesi gereken bir başka nokta, Türköne’nin hepimizi hem Kürt milliyetçilerinin hem de Türk milliyetçilerinin tutumları üzerinde tekrar durmaya davet etmesi. Türköne’nin tespitleri -ve dolaylı olarak- çAğrısı yankı bulduğu sürece Kürt sorununun çözümünde aşama kaydedileceğine kuşku yok.

Türkiye’de akademisyenlerin köşe yazarlığına genellikle kuşkuyla bakılır. Oysa Mümtaz’er Türköne, Zaman’da yazmaya başladığı günden bu yana, akademik birikimin hantallaştırmadığı, aksine zenginleştirdiği bir üslupla yazdığı en çok merak edilen köşe yazarlarından biri haline geldi. Bu köşe yazarlığı serüveninin de katkıda bulunduğu Türklük ve Kürtlük, meseleyi hem insani hem entelektüel boyutlarıyla kuşatan, göz ardı edilmemesi gereken bir çalışma.

Yeni çıkan kitaplar




Piyasaya yeni çıkan kitaplar arasında özellikle üç tanesi dikkat çekici.

Nevzat Kösoğlu´nun ´´Şehit Enver Paşa´´, Nazır Şentürk´ün ´´İstanbul Valileri´´ ve Emin Işık´ın ´´Belh´in Güvercinleri´´nin de aralarında bulunduğu yeni kitaplar okurla buluştu. Nevzat Kösoğlu ´´Şehit Enver Paşa´´ adlı kitabında, Osmanlı´nın son döneminin kahramanlarından Enver Paşa´nın kişiliğine ve hayatına ışık tutuyor. İstanbul Valiliği´nde Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü görevini sürdüren Gazeteci-yazar Nazır Şentürk, ´´İstanbul Valileri´´ adlı araştırma kitabında, Roma-Bizans döneminde devlet yönetimi ve İstanbul, İslamiyetten önce ve sonra Türkler´de devlet yönetimi, Selçuklu dönemi ile Osmanlı´da devlet yönetimi ve valiler konularında geniş bilgi veriyor. Kitapta daha sonra, Cumhuriyet döneminden bugüne kadar İstanbul´da görev yapan 23 valinin yaşam öykülerini ve yaşayan 9 vali ile yapılan röportajları, günümüzde hayatta olmayan valilerin ulaşılan yakınlarıyla yapılan söyleşileri okurla paylaşılıyor.

Emin Işık da ´´Belh´in Güvercinleri´´ isimli kitabında, Mevlana Celaleddin Rumi´yi yaşadığı çağdaki siyasi ve toplumsal durumla birlikte ele alıyor. DİĞER KİTAPLARYeni çıkan kitaplar arasında, Metin Savaş´ın ´´Melengicin Gölgesinde´´ adlı romanı, Marguerite Duras´ın mektuplar, fragmanlar ve röportajlarından oluşan kitabı ´´Yeşil Gözler´´ ve Margit Schreiner´in ´´Hayal Kırıklıkları Kitabı´´ romanı ile Erik L´homme´un bilim kurgu romanı ´´Yıldızlar Kitabı: Gölgenin Yüzü´´ de bulunuyor. Yeni deneme, araştırma, inceleme ve tarih kitapları arasında ise Itır Erhart´ın ´´Ben Neyim?´´, ABD Eski Başkan Yardımcısı Al Gore´un ´´Tükenen Dünya´´, Mark MacKinnon´ın ´´Yeni Soğuk Savaş´´, Yalçın Küçük´ün ´´Epilepsi ile Orgazm´´, Erol Manisalı´nın ´´Bıçak Sırtındaki Türkiye´´ yer alıyor.

Cinayeti genlerimiz mi işletiyor?


Katil doğulur mu, olunur mu? İşte bunun cevabı "GENOM"da saklı...

Francis Crick, 28 Şubat 1953’te DNA’nın yapısını çözdüğünde şöyle demişti: “Hayatın sırrını keşfettik.” Ancak bu sırrın ne olduğunu anlamamız uzun bir süre daha alacak, yüzyılımızın en önemli bilim dallarından birisi genetik olacak. 

SIRLAR ORTAYA DÖKÜLÜYOR

İnsan genomu, 23 çift kromozomdan oluşan bir pakettir. Matt Ridley bu paketi açıyor ve ortaya dökülen ama genetik dilinde yazılmış pek çok sırrı bizim anlayacağımız bir dile tercüme ediyor. İnsan genomunda “genetikçe” yazılmış bu “yazılar” aslında türümüzün biyolojik tarihinin kaydını, başka bir deyişle otoBiyografisini oluşturuyor. Kökenlerimiz, evrimimiz, doğamız ve zihnimiz hakkında çarpıcı bilgiler veren yazar Matt Ridley, yepyeni soruların ve yepyeni cevapların eşiğinde bir kuşak oluşumuza dikkat çekiyor. 

CİNAYETİ GENLERİMİZ Mİ İŞLETİYOR?

Genetik mirasımız kaderimiz mi? Yoksa genetik determinizm bir mitten mi ibaret? Bir katilin işlediği cinayetin sorumluluğu ailesindeki genlere yüklenebilir mi? Yoksa işimize gelmediğinde özgür irade sahibi olmaktan vazgeçmeye hemen hazır bir tür müyüz? Gen tedavisinden mucizeler beklememiz ne kadar gerçekçi? Genom’da merak ettiğiniz bu ve benzeri pek çok soruya yanıt bulacaksınız. Genom’u okudukça şempanzelerle genetik benzerliğimizin %98 olması en azından bazılarımızın onuruna daha az dokunacak gibi görünüyor.

Yazar: Matt Ridley Eser: Genom: Bir Türün Yirmi Üç Bölümlük OtoBiyografisi. Çevirmenler: Mehmet Doğan, Nıvart Taşçı I. Hamur, 394 sayfa. Boyut: 21x13,5 cm ISBN: 978-975-6193-77-8 Etiket Fiyatı: 25ytl

6 Temmuz 2008 Pazar

Edebiyat dünyası yasta


Çağdaş Macar edebiyatının önde gelen kadın romancısı Magda Szabo'nun, 90 yaşında evinde öldüğü bildirildi. 

MTI ajansının haberinde, Magda Szabo'nun dram, deneme ve şiir dallarında birçok eser verdiği, romanlarının birçok dile çevrildiği belirtildi. 

Szabo'nun, Macaristan'da birçok ödül aldığı, dört yıl önce de "Kapı" adlı romanıyla Fransa'nın yabancı roman dalında en saygın ödülü olan Femina ödülünü aldığı kaydedildi.

Batman eşcinsel, şirin kominist!


Çizgi romanların kahramanları için ilginç iddialar ortaya atıldı. İşte çizgi roman kahramanlarının bilinmeyen yönleri.

Çizgi kahramanların en ünlüleri arasında yer alan çelik adam Superman, sanılanın aksine 1938 yılında değil 1933’te yaratıldı. İlk Superman, 1933 yılında yaratılmış kel bir karakterdi ve uzaydan üstün güçleri ile gelip dünyayı istila edecek bir kötü adam olarak düşünülmüştü. Jery Siegel ve Joe Shuster’ın tasarladığı bu içerik ilgi görmedi. Daha sonra tasarımları sürekli değişen Superman, Haziran 1938’de DC Comics isimli dergide ilk kez halka sunuldu.

EN ÇOK ELEŞTİRİLEN ÇİZGİ KAHRAMAN: BATMAN...

İlk çıkışı 27 Mayıs 1939 tarihinde olan yarasa adam, çizer Bob Kane ve yazar Bill Finger tarafından yaratıldı. Ancak çizgi romanlarda yaratıcısı olarak sadece Bob Kane’in adı geçti. Batman’in gizli kimliği milyarder sanayici, çapkın ve hayırsever olan Bruce Wayne idi. Çocukken ailesinin öldürülmesine şahit olan Wayne, pek çok çeşiti alanda kendini eğittikten sonra yarasa temalı kostüm ve ekipmanları ile suça karşı savaşa başladı.

İlk zamanlarda suçluların öldürülmesi ve zarar görmelerine merhamet göstermeyen, ateşli silahlar kullanan yarasa adam, şiddet ağırlıklı Pulp hikayelerinden ilham alındığı için sert mizaca sahipti. Batman, ortağı Robin’in gelmesiyle farklılaştı ve düşmanlarını öldürmeden gerekli dersi vermeye
başladı. 

Çizgi kahramanlarla ilgili iddialardan Batman de nasibini aldı. Psikolog Fredric Wertham’ın 1954 tarihli Seduction of the Innocent isimli kitabında okuyucunun çizgi romanlardaki suçlardan etkilenerek taklit etmeye çalıştığı ve bu tür kitapların gençlerin ahlakını bozduğu savları yer aldı. 

Kitapta yer alan bir iddia ortalığı iyice karıştırdı. Batman ile ortağı Robin’in eşcinsel olduklarına ilişkin iddiada, Görkemli bir ev, vazolarda güzel çiçekler ve bir uşak yazan Wertham, bunun beraber yaşamak isteyen 2 eşcinselin rüyası olduğunu savundu. Sonraki yıllarda Batman’in Robin ile arasında böyle bir ilişki bulunmadığı yönünde açıklamalar getirildi. Bazı sanatçıların yayıncının karşıt durumuna rağmen Batman ile Robin’in eşcinsel olduğunu düşünen yazılar yazdı, hatta iddialar filmde yarasa adamı canlandıran aktör George Clooney’e dahi soru olarak yöneltildi.

NAZİ AJANI TENTEN

Belçikalı çizer Herge tarafından 1929 yılında yaratılan Tenten de 20. yüzyıl Avrupa çizgi romanlarının en ünlü kahramanlarındandı.

Serinin kahramanı, genç Gazeteci ve gezgin Tenten’di. Ona maceralarında köpeği Milu ve arkadaşı Kaptan Haddock da eşlik ediyordu. Tarafsız görüşlere sahip Gazeteci Tenten de diğer çizgi kahramanlar gibi değişik iddiaların merkezi oldu. Ölümünden kısa süre önce, eski Belçikalı Nazi iş birlikçisi Leon Degrelle Tenten’in aslında kendisinden ilham alınarak yaratıldığını savunarak tartışma yarattı. Degrelle gerçekten de Herge’i Gazeteci olduğu dönemde tanıyordu. Ancak Tenten’in ilk hallerine kısmen de olsa Herge’in en küçük kardeşi ilham vermişti.

Tenten’in Maceralarının ilk hikayeleri, ayrıca özellikle Avrupalı olmayanların karikatürize betimlemeleri gibi nedenlerden dolayı ırkçı ve sömürgeci eğilim taşıdığı yönünde de eleştirildi. 

ŞİRİNLER’E ELEŞTİRİ
1981’den itibaren televizyon ekranlarında gösterilen Şirinler büyük ilgi gördü. Yıllarca Türkiye’de de gösterilen ve beğeni ile izlenen çizgi film, başta ABD olmak üzere birçok ülkede, yüksek izlenme
oranlarına rağmen gösterimden kaldırıldı.

Şirinler hakkındaki bir iddia uzun zaman tartışma yarattı. Bu iddiaya göre Şirinler’in İngilizce adı olan smurf, kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar kelimelerinin baş harflerinden türetilmişti. Şirin babanın kırmızı şapkası, köyde mabet olmayışı, komünal bir yaşam sürmeleri, her şeyin el birliğiyle yapılışı ve hiç para kullanmayışları iddiaları tetikledi. Kötü karakter Gargamel’in paraya karşı hırsının da komünal toplumun düşmanı olan kapitalizmi sembolize ettiği iddia edildi. Gargamel’in papaz cüppesi giyerek dini simgelediği, Şirinler’i sürekli yemek istediği için Amerika’ya benzetildiği savları da ortaya atılırken, İngilizce ismi Azrail olan, Gargamel’in kedisi Azman’ın Amerika’nın peşinden koşanların sembolü olduğu düşünüldü.

Belçikalı karikatürist Morris tarafından çizilen ve çizgi filmiyle de sevilen Red Kit-Lucky Luke de sevimli ve bilmiş beyaz atı Düldül ve saf, sürekli başını belaya sokan köpeği Rin Tin Tin ile beraber suçluların ve adaletsizliğin amansız düşmanıydı. Suçluları temsil eden Dalton kardeşlerin renk kattığı Red Kit’in maceralarında da temizlikçi, bekçi, ütücü, çöpçü gibi ikinci karakterlerin başka ırklardan olması eleştirildi.

Kazım Koyuncu anıldı

Kazım Koyuncu, ölümünün 3. yılında Artvin´in Hopa ilçesindeki mezarı başında anıldı.

Kanserden ölen Karadenizli sanatçı Kazım Koyuncu, ölümünün 3. yılında Artvin´in Hopa ilçesindeki mezarı başında anıldı. Kazım Koyuncu´nun, Hopa ilçesinin Yeşilköy köyündeki mezarı başında düzenlenen törene babası Cavit, annesi Hüsniye, kardeşleri Hüseyin, Niyazi, Oğuz ve Canan Koyuncu ile arkadaşları ve çeşitli illerden gelen sevenleri katıldı. Ailesinin isteği üzerine herhangi bir sivil toplum örgütü veya siyasi parti tarafından üstlenilmeyen törende, Koyuncu´nun mezarı karanfillerle süslenerek türküleri söylendi, Koyuncu´yla ilgili anılar anlatıldı. Ağabey Hüseyin Koyuncu, önceki yıl olduğu gibi bu yıl da Kazım Koyuncu´yu sonsuza uğurlanış yıl dönümünde sade bir törenle anmak istediklerini söyledi. 

Hüseyin Koyuncu, “Kazım, bütün Karadenizliliği ile dik ve devrimci bir duruş sergileyen evrensel bir insandı. Gösterişten uzak durdu. Onun anılması da ona yakışır olmalıydı. Anılmasında logo ve etiketlerin, dernek ve kurumların, siyasi kuruluş ve örgütlerin ön plana çıkmasından çok yüreklerin bir araya gelmesi önemliydi” dedi. Kazım Koyuncu´nun Karadeniz Sahil Yolu´ndaki çevre katliamları başta olmak üzere Çernobil´in etkilerine dikkat çekmek istediğini ifade eden Koyuncu, “Her alanda ve platformda bu toplumsal sorunları dile getirmeye çalıştı.

Sonuçta bu mücadeleyle anlatmaya çalıştığı sonuçlardan biri olan kansere yenik düştü. Kazım´ı anmak, onun bu mücadelesini daha ilerilere, sonuç alınacak noktalara taşımakla anlam kazanacaktır” diye konuştu.

Fazıl´ın konserinde talihsizlik


Çek Cumhuriyeti´ndeki festivalde, ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say´ın konserinde sahneyi koruyan platform çöktü.

Çek Cumhuriyeti´nin Litomysl kentinde, kentle aynı adı taşıyan geleneksel festivalde ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say´ın konserinde sahneyi koruyan platform çöktü. Fazıl Say, konserini tamamlayıp sahneden indikten 5 dakika sonra, aniden başlayan şiddetli yağmur ve fırtına nedeniyle sahnenin üstündeki koruyucu platformun çöktüğü bildirildi. 

Kuliste Çek sanatseverlerin tebriklerini kabul ettiği sırada platformun çöktüğünü duyan Fazıl Say orkestra üyelerinin kendisiyle birlikte sahneyi terk etmiş olmasına ve dolayısıyla kimsenin zarar görmemiş olmasına sevindiğini söyledi. Litomysl Şatosu´nun bahçesinde festival dolayısıyla kurulan geçici konser mekanının üzerine sadece sahneyi yağmur ve güneşten korumak için koruyucu platform hazırlanmıştı.

Altın Koza´da gerginlik




15´inci Altın Koza Film Festivali´nde neler yaşandı? Mahsun Kırmızıgül salonu neden terk etti?

Adana´da düzenlenen 15´inci Altın Koza Film Festivali´nde dün gece düzenlenen törenle ödüller sahiplerini buldu. 12 filmin yarıştığı, 17 dalda ödül verilen yarışmada daha önce yaptığı açıklamalarda birçok dalda ödül beklediğini açıklayan `Beyaz Melek´in yönetmeni Mahsun Kırmızıgül, hayal kırıklığı yaşadı. Son anons olan En İyi Film açıklanınca, seremoni tamamlanmadan salondan çıkan Kırmızıgül, sanatçılar için verilen kokteyle de katılmadı. Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu´ndaki ödül törenine A Milli Futbol Takımı´nın Euro 2008 ilk maçı olan Portekiz karşılaşması damgasını vurdu. Sunucular Ayşenur Yazıcı ve Emre Karayel, davetlilerin saat 21.45´te başlayacak maçı izleme telaşını da yaşadığını bildirip, töreni uzatmama çabasına girdi. Gecede `Sonbahar´ filmi En İyi Film Ödülü ile birlikte 3, `Made in Europe´ 3, `Ara´ 3, `Ulak´ 2, `Nokta´ 2, `Gölge´ 2, `Gitmek´ ve `Saklı Yüzler´ filmleri de birer ödül aldı. EN İYİ FİLM `SONBAHAR´ Törende önce Öğrenci Filmleri Yarışması´nın ödülleri dağıtıldı. 

`Sonbahar´ın yönetmeni Özkan Alper, Büyük Jüri En İyi Film ödülünü Adana Valisi İlhan Atış´ın elinden aldı. Gecede `Sonbahar´, Büyük Jüri En İyi Film Ödülü (Özkan Alper), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü (Megi Kobaladze), Yaratıcı İşbirliği Jüri Özel Ödülü, `Made in Europe´, Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü (İnan Temelkuran), En İyi Yönetmen Ödülü (İnan Temelkuran), En İyi Erkek Oyuncu Ödülü (Filmin 18 erkek oyuncusu), `Ulak´, Halk Jürisi En İyi Film Ödülü, Umut Veren Genç Erkek Oyuncu Ödülü (Kaya Akkaya), `Nokta´, En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü (Ercan Yılmaz), En İyi Müzik Ödülü (Mazlum Çimen), `Gölge´, En İyi Sanat Yönetmeni (Selda Çiçek), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü (Serkan Ercan), `Ara´, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü (Selen Uçar), En İyi Senaryo Ödülü (Ümit Ünal), En İyi Kurgu Ödülü (Çiçek Kahraman), `Gitmek´ En İyi Kadın Oyuncu Ödülü (Ayça Damgacı) ve `Saklı Yüzler´ Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü´nü (Şenay Aydın) almaya hak kazandı. 12 filmin yarıştığı festivalde `Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikayesi´ (Mehmet Yılmaz), `Mülteci´ (Reis Çelik), `Tatil Kitabı´ (Seyfi Teoman), Beyaz Melek (Mahsun Kırmızıgül) hiç ödül alamadı. Sonuçlar açıklanmadan önce `Beyaz Melek´ filmiyle çok iddialı olduğunu ve çok sayıda ödül beklediğini söyleyen Mahsun Kırmızıgül, son anons olan En İyi Film açıklanınca, seremoni tamamlanmadan salondan çıktı. Salondan çıkarken Gazetecilerin sorularını yanıtlamayan, Kırmızıgül HiltonSA´da sanatçılar için verilen kokteyle de katılmadı. Altın Koza Büyük Jüri Başkanı Derya Alabora, Kırmızıgül´ün salonu terk edeceğini düşünmediğini, işi olduğu için hemen çıkmış olabileceğini söyledi. ÖDÜL ZENGİNİ FESTİVAL 17 dalda ödül verilen festivalde 38 heykelcik sanat emektarlarının oldu.

Festival yönetimi `Made İn Europe´ filminin 18 erkek oyuncusuna `En İyi Erkek Ödülü´nü verirken, Yaratıcı İşbirliği Jüri Özel Ödülü de Sonbahar filmindeki ekip çalışması, filme ruhlarını yansıtarak yaratıcı ve başarılı bir çalışma ortaya çıkarmaları nedeniyle filmin yönetmeni Özcan Alper, görüntü yönetmeni Feza Çaldıran ve Sanat Yönetmeni Canan Çayır´a olmak üzere 3 kişiye verdi. En iyi erkek oyuncu ödülü alan 18 oyuncunun adları ise şöyle: `Teoman Kumbaracıbaşı, Murat Öncül, Ali Çelik, Murat Makçı, Murat Kılıç, Ruhi Sarı, Mustafa Kırantepe, Hasan Şahintürk, Barış Yıldız, Emin Gürsoy, İnan Temelkuran, Güven İnce, Kadir Çermik, Ali Rıza Kubilay, Öner Erkan, A. Mümtaz Taylan, İnan Ulaş Torun ve Aykut Kayacık.´ Yarışmada, Büyük Jüri En İyi Film Ödülü´ne 250 bin YTL, Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü´ne 75 bin YTL, Halk Jürisi En İyi Film Ödülü´ne 50 bin YTL ve En İyi Yönetmen Ödülü´ne 50 bin YTL para ödülü verildi. `KEŞKE ARAMIZDA OLSAYDI DA ÖDÜLÜ DE OLMASAYDI´ Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü´nü `Made in Europe´ filminin yönetmeni İnan Temelkuran´a veren Büyükşehir Belediye Başkanı AKP´li Aytaç Durak, Adana´nın Türk Sinemasına, Türk Sinemasının da Adana´ya çok şey verdiğini biliyoruz. Bundan sonra da sizler sayesinde karşılıklı olarak birbirimize bir şeyler vermeye devam edeceğiz dedi. Durak´tan ödülü alan Temelkuran da Keşke aramızda olsaydı da, böyle bir ödül de olmasaydı aslında. Bir başka ödülü onun elinden alsaydım. Ben onun filmlerini izlediğimde tir tir titrediğim yerler olur. Benim için Yılmaz Güney´in önemi itaatsizliğin iyi bir erdem olmasını anlatmasıdır diye konuştu. ÇOCUK HAKLARI GÜNDEMDEYDİ 8 Haziran´a kadar etkinliklerin devam ettiği Altın Koza Film Festivali´nde geçen yıl olduğu gibi `Geleceğimizi tüketiyoruz, çocuklarımızı koruyalım´ sloganıyla çocuk hakları gündeme getirildi. Eğitimin ön planda tutulduğu Altın Koza´da çoğu dezavantajlı bölgelerden olmak üzere 60 bin çocuk `Okullar Sinemada, Sinema Okullarda´ bölümünde film izleme fırsatı buldu. Festival kapsamında görme ve işitme engellilere özel film gösterimleri de sunuldu. 

Bazı okullara sinevizyon kurulurken, çoğu öğrenci de belediye otobüsleriyle Sinemaya taşındı. Festivalde 195 film dönüşümlü olarak 271 kez gösterildi. Kişi başına 1 YTL ücret alınan festivalde bilet gelirlerinin Mehmetçik Vakfı´na verileceği açıklandı. Festival kapsamında açılan `Yılmaz Güney Memleketinde´, `Türk Sineması´ndan Portreler´, `Sinemadan Yüzler´ ve `Adana Olgunlaşma Enstitüsü´ sergileri sanatseverler yoğun ilgi gösterdi. Uluslararası ilk ödüller FESTİVALDE bu yıl ilk kez düzenlenen Akdeniz Ülkeleri Uluslararası Kısa Film Yarışması´na katılan ve kazanan filmlerin sahipleri de etkinlikte ödüllerini aldı. 17 ülkeden 150 filmin başvurduğu ve 37´sinin ön elemeyi geçerek yarışmaya hak kazandığı bölümde ödül alanlar şöyle: Kurmaca dalında `En İyi Film Ödülü´nü Bosna Hersekli Sejla Kemaric ve Timur Makarevic´in yönettiği `Ne Biliyorum (What Do I Know)´ alırken, aynı dalda Jüri Özel Ödülü´nü yarışmaya Fransa´dan katılan ve yönetmenliğini Nolwenn Lemesle´nin yaptığı `Sid´ filmi aldı. Mansiyon ödüllerini Yunanistan´dan Maria Magkanari´nin yönettiği `Ölürken Ağlamak (Crying While Being Killed)´ ve Fas´tan Mohammed Nadif´in yönettiği `Genç Bayan ve Öğretmen (The Young Lady And The Teacher)´ filmleri kazandı. Belgesel dalında `En İyi Film Ödülü´nü yarışmaya İspanya´dan katılan ve yönetmenliğini Diogo Costa Amarante´nin yaptığı `Jumate´, Jüri Özel Ödülü´nü yönetmenliğini yine aynı ülkeden David Munoz´un yaptığı `Ruanda´nın Çiçekleri (Flowers Of Rwanda) filmleri aldı. Canlandırma dalında `En İyi Film Ödülü´, yönetmenliğini Zepe Jose Pedro Cavalheiro´nun yaptığı Portekiz yapımı `Candide´ adlı filme verildi. Aynı dalda Jüri Özel Ödülü ise yine Portekiz´den yönetmenliğini Andre Carillo´nun yaptığı `Lizbon´da Akşam Yemeği (Diner In Lizbon)´ filmine verildi. 

Deneysel dalda Türkiye´den Efe Öztezdoğan´ın yönettiği `Altyazı (Subtitles)´ adlı filmi `En İyi Film´ ödülüne, Fransa´dan Camile Gale ile Monolo Bez´in yönettiği `Marsilya´ da Jüri Özel Ödülü´ne layık görüldü. Kategorilerinde en iyi filmler 4´er bin dolar, jüri özel ödülü alan filmler ise biner dolar para ödülü kazandı. Ödülünü, `bayramını kutlayamayan işçiler´ için kaldırdı ÖĞRENCİ Filmleri Yarışması´nı kazanan genç Sinemacılara da Altın Koza ödülleri verildi. Anadolu Üniversitesi´nden İhsan Öztürk ödülünü aldığında, emeğe geçenlere teşekkür edip, ödülünü havaya kaldırarak, Bu ödülü bayramını kutlayamayan işçilere armağan ediyorum dedi. 

Yarışmada, belgesel dalında ödülü Mimar Sinan Üniversitesi´nden Emel Balcı´nın yönettiği `Gönül Kadınları´ ile Anadolu Üniversitesi´nden Ersen Çıra ve İhsan Öztürk´ün yönettiği `Argu´ alırken, kurmaca dalında Galatasaray Üniversitesi´nden Can Kılcıoğlu´nun `Yoldaki Kedi´ adlı filmi birincilik, Marmara Üniversitesi´nden Cem Öztüfekçi´nin `Ayaklar Altında´ adlı filmi de Jüri Özel ödülüne layık görüldü. Canlandırma Kategorisi´nde ise Anadolu Üniversitesi´nden Denizcan Yüzgül´ün yönettiği `Aquarium´ adlı film seçildi, Jüri Özel Ödülü´nü aynı üniversiteden Mert Kızılay´ın `Yar´ adlı film aldı.

Miniatürk´te İstanbul´da aşk


Miniaturk “Tarih ve Sanat Buluşmaları” etkinliği kapsamında dalının uzmanı olan kişilerce masaya yatırılıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından düzenlenen, Kültür A.Ş tarafından organizasyonu yapılan Miniaturk “Tarih ve Sanat Buluşmaları” etkinliği kapsamında her hafta, sanat ve tarihin farklı bir konusu, dalının uzmanı olan kişilerce masaya yatırılıyor. Miniaturk Bahar Çadırı bu hafta, edebiyat ve felsefe dünyamızın iki önemli ismine ev sahipliği yapacak. Divan Edebiyatı alanında yaptığı çalışmalarla tanıdığımız,”aşk”ı en güzel tarif eden yazarlardan birisi Prof. Dr. İskender Pala ile Dilbilim ve Felsefe alanında çalışmalar yapan köşe yazarı Dücane Cündioğlu. 21 Haziran Cumartesi günü Saat:15.00’da başlayacak olan programda, Prof. Dr. İskender Pala, “İstanbul’da Aşk” konusunu işleyecek. Dücane Cündioğlu ise, “modernleşme sürecinde kimlik arayışı” sorununu tartışacak.

Konuşmanın ana teması: kimliğini arayan bir ülkede “aydın trajedisi”…hem ülkesinin, hem de kendi kimliğini arayan aydının trajedisi…yani “biz” ile “ben” arasında yalpalayan aydının trajedisi. Program akışı : 15:00-16:00 Prof. Dr. İskender Pala tebliğ 16:00-16:30 Çay ve kurabiye ikramı 16:30-17:30 Dücane Cündioğlu tebliğ PROF. DR. İSKENDER PALA Profesör Doktor İskender Pala (8 Haziran 1958 Uşak), edebiyatçı ve edebiyat araştırmacısıdır. Divan Edebiyatı üzerine yaptığı çalışmalar ile tanındı. İstanbul´da ikamet eden yazar 3 çocuk babasıdır. İlkokul´ u Uşak´ta ki Cumhuriyet İlköğretim okulu´nda bitirdi. Lise´yi Kütahya´ da ki Kütahya Lisesi´nde bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü´nde okumaya hak kazandı. Aynı okulda yaptığı Lisans Tez çalışması ;Câmiu´n-Nezâir´dir. Doktora çalışmasını ise yine İstanbul Üniversitesi´nde yaptı; Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı. Divan edebiyatı dalında 1983 yılında Doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi´nde Doçent, 1998 yılında da Kültür Üniversitesi´nde Profesör oldu. Okuma hayatına Peyami Safa´nın eserleri ile başladığını belirten yazar, ilk okuduğu kitapların 9. Hariciye Koğuşu ve Yalnızız olduğunu söylüyor. Ömer Seyfeddin, Refik Hâlid, Reşat Ekrem okunduktan sonra, Osmanlı Tarihi ve Edebiyatla tanışması Erzurum ve İstanbul´da ki üniversite yıllarına denk gelmiş. 

Bir ara Hilmi Yavuz ile TRT´ de Şairane adlı programı sunan yazar; şu anda TRT 2 de Perşembe günleri 22.10 Divançe adlı programı hazırlıyor. Düzenli olarak Altunizade ve Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezlerinde Divan Şiiri Saati adı ile etkinlikleri olup sık sık okur günleri de düzenlemektedir. 1979-1982 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Seminer Kütüphane.Memuru 1982-1984 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı´nda teğmen 1984-1986 Üsteğmen 1986-1987 Boğaziçi Üniversitesinde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi 1987-1994 Yüzbaşı, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri 1994-1996 Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi 1996-1997 Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fak. Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği 1997 Öğretim yılı İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi Ödülleri 1989 Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü 1989 (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü) AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, 1990 (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü) Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, 1996 (Şairlerin Dilinden) Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü, 2001 YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü, 2001 2003 Türk - Eğitim-Sen, Türkiye Yazarlar Birliği, Polis Akademisi ve Emniyet Teşkilatı Yılın Romanı Ödülü ( Babil´de Ölüm İstanbul´da Aşk ) DÜCANE CÜNDİOĞLU Dücane Cündüoğlu (d. 21 Ocak 1962) İstanbul´un Üsküdar ilçesinde doğdu. 2 Nisan 1980´de başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve Gazetelerde makaleler yayımlamak sûretiyle devam etti. 1981´de Kur´an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim´in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998´ten itibaren Yeni Şafak Gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta olan Cündioğlu, geleneksel ilimlere hayâtiyet kazandırmak gâyesiyle Klâsik Mantık, Psikoloji, Kelâm ve Felsefe metinlerinin neşri hazırlıklarıyla meşgûl olmaktadır. Eserleri 1993´te Elmalılı Hamdi Yazır´ın Hak Dini Kur´an Dili: Kur´ân-ı Kerîm ve Meâlini hazırlayıp notlandıran yazarın 1995´ten itibaren yayımlanmış başlıca eserleri şunlardır: Başörtü Risalesi (1995); Kur´anı Anlamanın Anlamı (1995); Sözün Özü: Kelâm-ı İlâhî´nin Tabiatına Dâir (1996); Sözlü Kültürden Yazılı Kültüre: Anlamın Tarihi (1997); Türkçe Kur´an ve Cumhuriyet İdeoloji (1998); Kur´an, Dil ve Siyaset Üzerine Söyleyişiler (1998); Kur´an ve Dile Dâir (2005); Tarih ve Siyasete Dâir (2005); Kur´an Çevirilerinin Dünyası (1999); Bir Siyasî Proje Olarak Türkçe İbadet (1999); Hakikat ve Hurafe (1999); Bir Kur´an Şâiri: Mehmed Âkif ve Kur´an Meâli (2000); Cenâb-ı Aşka Dâir (2004), PhiloSopiaLoren (2004); Arasokakların Tarihi: Hatıralar ve Hatıratlar (2004); Keşf-i Kadim: İmam Gazâlî´ye Dâir (2004); Felsefe´nin Türkçesi: Cumhuriyet-Felsefe-Eleştiri (2004); Düşünce Düşlenir (2005); Âkif´e Dâir (2005); Mehmed Âkif´in Kur´an Tercümeleri (2005); Meşrûtiyet´ten Cumhuriyet´e Din ve Siyaset (2005); Bir Mabed Bekçisi (2006); Bir Mabed Bekçisi (2006); Bir Mabed Savaşçısı (2007); Daireye Dair (2007); Göz İzi (2007) Eserleri Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi, Akademik Divan Şiiri Araştırmaları, Divan Edebiyatı, Atasözleri Sözlüğü, Müstesna Güzeller, Şairlerin Dilinden, Aşina Güzeller Ah Mine´l-Aşk Efsane Güzeller Kudemanın Kırk Atlısı Kırklar Meclisi Şiirler Şairler Meclisler Şi´r-i Kadim …Ve Gazel Yeniden Perişan Gazeller Peri-şan Güzeller İki Dirhem Bir Çekirdek Ayine Gözgü Tavan Arası Kahve Molası Güldeste Gül Şiirleri Hayriyye Hilye-i Saadet Babil´de Ölüm İstanbul´da Aşk Kadılar Kitabı Kırk Güzeller Çeşmesi Kitab-ı Aşk Kırk Ambar